➡️ Hakk’a ve Hakikate Yolculuk
Bu kanal, Şeyh Nâzım Kıbrısî Hazretleri’nin ve ehli sünnet hocalarımızın hikmet dolu sohbetlerinden kesitlerle sizlere rehberlik etmeyi amaçlıyor. Amacımız, paylaşımlarımızla mümin kardeşlerimizin gönlüne dokunmak, manevi yolculuklarında onlara bir ışık olabilmektir.
Sohbetlerimizle huzuru, hikmeti ve Allah’ın rızasını birlikte arayalım.
İçerik: namaz, dua, zikir, maneviyat, tarikat, nakşibendi, hakkani, şeyhnazımkıbrısi, şeyhmehmetadil, kuran, faziletlidualar, ehlisünnet, peygamber, cübbeliahmethoca, kadirmısıroğlu
İletişim: futuhatisufiyye@gmail.com
Instagram:
www.instagram.com/futuhatisufiyye
Fütûhât-ı Sûfiyye
Evliyâlar, kendilerine ait olan bir menkıbeyi söylemeye işaret ettikleri zaman, muhakkak bu mecliste iki fazîletin birisi meydana gelir.
Eğer o Evliyâullah’tan birisi zikrolunduğu vakit bu meclis müstaid kimselerin meclisi olursa, rûhâniyetiyle burada hazır olurlar. Onların bir rûhânî kuvveti, onlardan gıyâbeten onların yerine bu meclisimizde hazır olur.
Bu meclise, Berzah’ta bulunan Evliyâullah’tan olsun, hayattakilerden olsun, rûhânî olarak birisi geldi mi; bu meclisteki kimselere aslî olan saâdet mührünü vurur ki, bu mecliste şâkî otursa sâid olur. Cehennemlik kimse oturursa, cennetlik sıfata döndürecek mühürle onu mühürler.
Onların rûhânî kuvvetinin nazarı, o evliyâların kerameti cümlesindendir.
Evliyâların hepsinde kerâmet var. Lâkin o kerâmet, bizim bildiğimiz mânâda deniz üstünde yürümesi, havada uçması değil; o gibi kerâmet, itibarsız bir kerâmettir.
O muteber olan kerâmet ki, onların kerâmeti Ümmet-i Muhammediyye’yi gerek dünyada, gerek âhirette gözetmek ve onları hidâyet yoluna sevk edecek nazarla onlara hizmet görmektir.
Rûhânî olarak buraya geldiler mi, onlar bize bu hizmetle bulunup bu mecliste olan kimselerin saâdetle mühürlenmesine hizmet ederler.
Eğer meclis müstaid değilse, oldukları makamlarından nazar ederler. Buraya onlar nazar ettiği vakit, bazı müstaid kimselere bir silkinme gelir. O nazarın, o kimselerin üzerlerine geldiğine delâlettir.
O vakitte o kimselere, o mecliste oturuncaya kadar onlardan sâdır olmuş olan zülmânî amelleri onlardan affettirmeye, o meclis ehlini temize çıkarmaya muvaffak olurlar.
Oradan nazar ettikleri vakitte bu hizmette bulunurlar.
3 days ago | [YT] | 1,436
View 32 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
Bismillâhirrahmânirrahîm
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû
1 week ago | [YT] | 1,681
View 29 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
Kıyâmet gününde, Mahşer gününde hep evliyâlar gelir ve şöyle derler:
“Ey Habîb! Biz senin ümmetinin fedâîleriyiz. Bizi takdim et. Bütün ümmetler için bizi öne çıkar. Biz cehennemi dolduralım; sen ümmetlerini al.”
O gün, kişi anasının babasının yanına gitse; anası da babası da evlâdını kovar.
“Bir amelim noksandır; bir amel ver de tamamlayayım” dese, anası vermez; “Babama git” der. Babasına gitse, “Kardeşine git” der. Kardeşine gitse, “Ailene git” der. En sevgililer bile birbirinden kaçacak. Hiç kimse, bir ameli en sevgilisine vermeye kıyamayacak.
O gün babası da, sevgilisi de, evlâdı da, kardeşi de şöyle diyecek:
“Evladım! Ben kendi hâlime korkudayım: Amelim yetişecek mi, yetişmeyecek mi? Cehennem kükreyip duruyor. Bu ateşin şiddetinden ben korkuyorum. Her ne kadar karnımda taşımış, göğsümde senelerce emzirmiş, bağrıma basmış olsam da—can tatlı oğlum—ben ateşten kendimi kurtarmaya bakıyorum. Tek amel veremem!”
İşte o vakit, evliyâlar ümmetin önünde fedâî olup Peygamber’in huzuruna gelir; kendilerini takdim ederler.
Ebû Yezîd (kuddise sirruh) şöyle derdi:
“Yâ Rabbi! Sen kâdirsın, muktedirsin. Benim vücudumu büyüt; yedi cehennemi dolduracak kadar büyüt. Yedi cehennemi benimle doldur. Kullarının hepsini dışarı çıkar. Ne ümmet-i Muhammedî’den olanları ne de gayrilerini… hepsini dışarı çıkar; beni onlarla doldur.”
“Ben o günü bekliyorum… Bütün millet mahşerde Allah Azze ve Celle’nin huzurunda hesaptan titreyip dururken; o günde ‘Yâ Ebâ Yezîd!’ hitabını işiteyim.”
“‘Yâ abdî! Hesaba gel’ dediğini işiteyim. Onu işittikten sonra yedi cehennem bana dokunmaz. O zaman beni yedi cehennemin içine atsa bile; kalbimin içinde yedi cehennemi söndürecek bir ferahlık vardır.”
Neden?
“Rabbim Azze ve Celle’nin ‘Yâ abdî’ hitabı geldikten sonra ferahın ve sürûrun haddi hesabı olmaz. Benim ferahımdan yedi cehennem söner; beni içeri atsın. O saati, o ânı bekliyorum ben: Rabbim ‘Yâ abdî’ desin bana, yeter! Başka ferah, başka şenlik aramam. O hitabı işittirsin Rabbim; Azze ve Celle bana ‘Ey kulum’ desin. Bu kulaklarım onu işitsin. Ebedî ferahtayım ben! Yedi cehennem değil, yetmiş cehennem olsa; içimdeki ferahın, sürûrun, aşk u şevkin şiddetinden söner…”
İşte onlar böyledir. Allahu Zülcelâl bizlere de îman hakîkatinden aşılasın.
#mawlanashaykhnazim #şeyhnazımkıbrısi #naksibendi #Naqshbandi #sufism
2 weeks ago | [YT] | 1,290
View 28 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
Biz Medîne-i Münevvere’de iken, Şeyh Efendi Hazretleri’ne bir haberci geldi.
Sâhib’in hizmetini gören postacı evliyâ vardır; o Hazret’e gelip, Sâhib’in kendisini dâvet ettiğini söyledi.
Hazret’in makamı, milletin içinde de görünmek olduğundan, cismânî kuvvetle milletin içinde idi; rûhânî kuvvetle ise dâimâ orada, Sâhib’le beraberdir. Lâkin cismânî vücûd ile de dâvet olunduğu vakit, avcı kelbi ile çıkar (hâşâ mine’l-huzûr). O sûrette bizi de beraberine aldı.
Tayy ile oraya aldı; yürüyüşle değil, göz açıp yumuncaya kadar oraya vardırdı. O makama indiğimizde, Sâhib oradaydı.
Mağaranın ağzı yetmiş zîrâ, yâni yetmiş arşın gelir. Hazret geldiğinde, Sâhibü’z-Zamân ellerini açıp o yetmiş arşın ağzı olan mağarayı böyle tuttu; iki eli oradan oraya yetişti. Sonra Hazret’e yürüdü. Onu kucaklayıp öptüğü vakit, yukarıdan öperdi.
Sâhibü’z-Zamân boylu boslu, gâyet heybetli idi. Onun yüz yapısına da kimse bakmaya doyamaz. İşte şeyhimizle böyle kavuşup dedi ki:
«Yâ Seyyidî! Sizinle görüşmek için bize emir olundu. Sizi onun için dâvet ettik. Bilirsin, buradan içeriye zâhirde girmeye izin yoktur. Siz içeriye girerseniz, dışarıya çıkamazsınız. Sizinle burada görüşmek de cismânî kuvvetin hakkıdır.»
Şeyh Efendi Hazretleri o meclisi nazarla bana gösterdi.
Bunları, sizin yakîn kuvvetiniz artsın diye söyletiyor. İşte Sâhib, Şam’da değil; o makamdadır. Lâkin kendisinin zuhûru için emir olunduğunda, “Allâh-u Ekber, Allâh-u Ekber, Allâh-u Ekber” diyerek Şam’ın kıyısında tekbîr alır ve Şam’a girer.
Girdiğinde, bütün millet orada ona bîat etmek için gelir; o da kabul eder. İlk bîat Arafat Dağı’nda oldu. On iki bin evliyâ bîat etti; oradaki bîat tamam oldu. Dedik ya, avcı kelbini yanında taşıdığı gibi, Hazret’in beraberinde idim; Sâhib’e on iki bin zât bîat ettiğinde...
İkincisinde, rüyâ yolu ile bîat vardır. Rüyâda çok kimseler Hz. Mehdî Aleyhisselâm’ı görüp ona bîat ettiler.
Üçüncüsü umumî olacaktır. Bütün Ehl-i İslâm, ona bîat etmek için Şam’a yetişip gelecektir. Sonra Hâlifetullâh olduğuna dâir bîat alacaktır.
Umumî bîatı aldıktan sonra, doğru yürüyüp yedi konakta, bu bizim buradaki milletin İslâm’a yaptığı hizmetin mükâfatı olarak İstanbul’a inecek.
(Bir önceki Mehdi Aleyhisselâm konusunun devamıdır)
2 weeks ago | [YT] | 1,369
View 29 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
Mehdî Aleyhisselâm’ın Şam’da oluşu meselesine gelince;
Şimdi Şam’da değildir. Lâkin zuhûru için emir olunduğu vakit, şu anda bulunduğu makamdan tekbir alıp hâzır olacaktır. Hâlen hayattadır; ancak Şam’da değildir.
Hicaz kıtasında, Necid ile Yemen arasında Rub‘u’l-Hâlî denilen bir yer vardır.
Orada hayat namına hiçbir şey yoktur.
-Nebat yoktur.
-Orası seyyar kum denizleridir.
-Oradan ne kuş uçar, ne de kervan geçer.
-Oradan geçmek memnûdur. (Yasaklanmıştır)
-Orası bomboş bir yerdir.
Mehdî (a.s.), o mıntıkada bir makamda duruyor. “Kubbetü’ş-Şühedâ” denilen bir makam vardır. Melâike-i Kirâm’ın bina etmiş olduğu bir kubbedir.
Sâhibü’z-Zamân Hazretleri de oradadır,
Kırk halifeleri oradadır,
Yedi vezirleri oradadır,
Nebî Resûl oradadır
Ve büyük evliyâdan kendilerine izin verilenler de orada hazır olur.
Sıradan bir kimsenin oraya yaklaşmasına imkân yoktur. Cin taifesi de orayı ihata etmiştir. Gelene dokunduğu gibi işini bitirir. Hattâ Şeyh Efendi Hazretleri bunu da söylemişti:
Orada büyük bir mağara vardır; onların makamı o mağaranın içerisindedir. Orası seferberlikten sonra işgale uğradığı zaman, İngilizler de Fransızlar da o taraflara vardıklarında, bir devriye orada acayip hâller görüp:
“Ne var, içeriye bakalım.” diye içeriye girmiş.
Bir kişi dahi dışarıya çıkmamış.
Cin muhafızlar dokunduğu gibi onları cansız bırakıp, vücutlarını da alıp denize atmışlar. Arkasından, büyük projektörlerle arama yapmak üzere bir askerî birlik girmiş. İngiliz’in bir bölük askeri arama yapmaya gelmiş.
“Nerede kayboldular bunlar?”
“Bunun içerisinde…”
Onlardan da bir kişi çıkmadan, cinler onlara da dokunup
kaybetmiş. Kimse bir daha içeriye girip orayı teftiş etmemiş.
English:
According to this narration, the matter of Mahdi (peace be upon him) being in Damascus is as follows:
He is not in Damascus at present. However, when he is given the divine command to appear, he will immediately come forth from the place where he is now, proclaiming the takbir, and he will be present. He is alive now, but he is not in Damascus.
There is a place in the Arabian Peninsula, between Najd and Yemen, called Rub‘ al-Khali (the Empty Quarter).
It is described as a place where there is no sign of life:
No vegetation grows there.
It is a land of shifting seas of sand.
No birds fly across it, and no caravans pass through it.
Passing through it is forbidden.
It is a completely desolate place.
It is said that Mahdi (a.s.) is in a station in that region. There is a station called “Qubbat al-Shuhada” (The Dome of the Martyrs), described as a dome built by the noble angels.
It is also said that:
Sahib al-Zaman is there,
his forty caliphs are there,
his seven ministers are there,
prophets and messengers are there,
and from among the great saints (awliya), those who are given permission are also present there.
An ordinary person is said to have no possibility of approaching that place. It is described as being surrounded by a company of jinn, who destroy anyone that comes near. Shaykh Abdullah Dagistani Efendi Hazretleri reportedly also mentioned the following:
There is said to be a great cave there, and their station is inside that cave. After mobilization, when the region later came under occupation, British and French forces reached those areas. A patrol reportedly witnessed strange things there and said:
“What is there? Let us go inside and see.”
They entered, but not a single person came back out.
It is said that the jinn guards struck them down immediately, leaving them lifeless, and even removed their bodies and cast them into the sea. After that, another military unit reportedly entered with large searchlights to investigate. A British troop came to search for them.
They asked:
“Where did they disappear?”
“Inside there…”
But again, not even one of them came out. It is said the jinn touched them as well and they too vanished. After that, no one ever entered again to inspect that place.
#şeyhnazımkıbrısi #mawlanashaykhnazim #mehdialeyhisselam #naksibendi #tasavvuf
2 weeks ago | [YT] | 1,704
View 54 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
Bismillâhirrahmânirrahîm
Bir Veliyyullah, İstanbul’u kaynatır.
Gelip geçen yirmi dört saat zarfında, onlardan bu beldeye yedi Veliyyullah girer. Bunlar İstanbul’a birer saat hizmet görür. Bu memleketin üzerindeki yükü alır, gider. Bu da bir müjdedir.
Onlar o vazîfeyle buraya gelip o hizmeti tamam etmese, mü’minlerin kalbi üzerine biriken zulümâttan, o kahırdan millet çatlar; îman sahipleri erir gider.
O yükü almaya, o yirmi dört saat zarfında yedi Veliyyullah vardır. Onlar buraya hazır olur, o hizmeti görür.
Bazısı göstermeden, o mukaddes yerlerden birisine gelir, bir saat oturur. Gecede ve gündüzde o hizmeti yapar; ümmetin üzerinden o zulmeti sıyırıp alır, götürür.
English:
A Veliyyullah (a saintly servant/friend of Allah) keeps Istanbul spiritually alive.
Within every twenty-four-hour period, seven Veliyyullah enter this city. Each one serves Istanbul for one hour. They take away the burden that is over this land, then they leave. This too is a glad tiding.
If they did not come here with that duty and complete that service, then because of the darkness and heaviness gathering over the hearts of the believers, the people would break apart; the people of faith would melt away.
To remove that burden, there are seven Veliyyullah within each twenty-four-hour period. They are made ready for this place, and they perform that service.
Some of them come without showing themselves, and they go to one of those sacred places and sit there for an hour. By night and by day they carry out this service; they strip away the darkness from over the Ummah and take it away.
#mawlanashaykhnazim #şeyhnazımkıbrısi #naksibendi
2 weeks ago | [YT] | 1,177
View 21 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu mübârek Ramazân-ı Şerîf’in sahur vaktinde, seherin sessizliğinde niyâzımız budur:
Yâ Rabbi…
Kalbimizde gizlediğimiz niyeti Sen bilirsin, dilimize dökemediklerimizi Sen işitirsin, içimizde yanan dâvâyı Sen görürsün.
Bizleri nefsimize bırakma.
Bizleri dünyanın fitnesine, gafletine, korkusuna ve gevşekliğine mahkûm eyleme.
Yâ Rabbi…
Büyüklerimizin işaret ettiği yoldan ayırma bizleri.
Edebden, sadâkatten, ihlâstan, teslimiyetten ayırma.
Sözde değil, özde bağlı; dilde değil, hâlde sadık kullarından eyle.
Yâ Rabbi…
Hazret-i Mehdî Aleyhisselâm’ın sancağı altında toplananlardan eyle bizleri.
O kutlu ordunun sağında ve solunda yürüyen, geri durmayan, korkuya teslim olmayan, sancağı düşürmeyen metîn ve kuvvetli erlerden eyle.
Dâvâ yükü ağır geldiğinde omzu çökmeyen, fitne büyüdüğünde safını bozmayan, imtihan şiddetlendiğinde yüz çevirmeyen kullarından eyle.
Yâ Rabbi…
Büyüklerimize lâyık mürîd olmayı, lâyık evlâd olmayı, lâyık hizmet eri olmayı nasîb eyle.
Bizi mahcûb edenlerden değil; büyüklerinin yüzünü ak edenlerden eyle.
Nefsinin peşinde koşanlardan değil; Hak yolunda sebat edenlerden eyle.
Yâ Rabbi…
Dîn-i İslâm’ın nusreti için kalbimize ateş, bedenimize kuvvet, dilimize hikmet, adımlarımıza sebat ihsân eyle.
İmanımıza zillet değil izzet, hizmetimize gösteriş değil ihlâs, yolumuza dağınıklık değil nizam ver.
Sancağa omuz veren, safı terk etmeyen, ahdine sâdık kullarından eyle.
Yâ Rabbi…
Bu sahur vaktinin hürmetine, bu mübârek ayın bereketine, seherde açılan rahmet kapılarının yüzü suyu hürmetine duâmızı reddetme.
Bizleri büyüklerimizin duâsından mahrum, nazarından uzak, hizmetten geri koyma.
Âmîn yâ Rabbi’l-âlemîn. 🤲
2 weeks ago | [YT] | 732
View 35 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
İstanbul’da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile rüya âleminde değil, zâhirde görüşen ve Topkapı Sarayı’ndaki Kutsal Emanetler’i gözeten zât, Şeyh Mehmed Âdil (k.s.) Efendi’dir. Onda yüz evliyâ gücü vardır; lâkin kendini göstermez.
“Ben herkese bir miras bıraktım; ama Şeyh Mehmed Efendi’ye tarîkatın sırrını bıraktım.”
Şeyh Muhammed Nâzım el-Hakkânî Kuddise Sirruhû
#mawlanashaykhnazim #şeyhnazımkıbrısi
2 weeks ago | [YT] | 1,239
View 43 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
Bismillâhirrahmânirrahîm
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû
Ramazan-ı Şerîf ayımız mübârek olsun. Rabbim bu ayı hayırlarla, mağfiretle ve selâmetle tamamlamayı cümlemize nasip eylesin. Âmin
3 weeks ago (edited) | [YT] | 1,095
View 35 replies
Fütûhât-ı Sûfiyye
İhtiyaç duyunca benim huzuruma gelip de benim kanca atmadığım adam yok; isterse sultan olsun, isterse padişah olsun, isterse en azılı kâfir olsun…
Benim huzuruma geldikten sonra kancamın ucuna takılmayacak adam yok. Bana olan izin budur: Ben şeytana adam vermem. O vakit kancayı takarım.
Eskiden tren katarı vardı; birinci sınıfı da var, hayvan vagonu da var. Bazılarını tepetaklak oradan kaptığım gibi, hayvan vagonuna da savuruveriyorum. Çeker giderim; ta o ayılıp mamurlayıncaya kadar yolu alırım. Onu bırakmam. Yoldan adam toplarım.
Şeyh Muhammed Nâzım el-Hakkânî Kuddise Sirruhû
3 weeks ago | [YT] | 1,396
View 44 replies
Load more