Bazı edebi eserlerde ortaya konan karakterler bizlere bir şeyler gösterir, daha önce fark etmediğimiz hayat sahneleri sunar. Öncelikli amacım bunları sunmaktı burada. Sonra hayatın değişkenliğinin, kafalarda çoğalan soruların, gençlerin çıkmazlarının, zamanın getirdikleri ve götürdüklerinin eserlerin çok önünde bir mesele olduğunu fark ettim. Özellikle gençlere bazı konularda fayda sağlayacak bilgiler vermenin, çözümler üretmenin önemine binaen hayatın her alanına ait kavramlara atıflarla bazen de edebi göndermelerle bir “agâhlık” oluşturabilme amacı taşımaktadır bu kanal. Edebiyat, biyoloji ve ilahiyat mezunu üç arkadaşın
sohbetlerinin olduğu bölümlerde ise tefsir okumaları bulacaksınız.

“Tefekkür vuzuhla başlar, kurtuluş şuurla” der Cemil Meriç. Öyle.


Biraz Edebiyat

Bombalar altında kalmış yaralanmış, kaçamamış bir Gazzeli. Günlerce yardım beklemiş. Kan kaybı nedeniyle hayatta kalamayacağını anlayınca gücü yettiğince kendini toprağa gömmüş. Ateşkes ilan edilince naaşına ulaşanlar secde pozisyonunda kemikler ile karşılamışlar. Ağacın dalına asılı olan yüzüğünden kimliği tespit edilmiş.
Kim'liğimizi zalimler bize musallat olmadan fark edenlerden oluruz inşallah. Özellikle çocuklarımızın, gençlerimizin "kim"lik inşasını sağlıklı bir şekilde beceremedik maalesef.

3 days ago | [YT] | 8

Biraz Edebiyat

Hanım, dağdan bayırdan çiçek toplayıp bez baskı yapıyor. Koparma diyorum, bak onlar zikrediyor "Ama onlarla çalışmam lazım" diyor. Evin içinde sineğinden örümceğine envaiçeşit böcek görülmeye başladı. O hayvanları kendi mekânlarından bilmedikleri bir ortama taşımışız. Üç beş demet çiçekle bile bir habitat transferi yapmışız. Parkenin üzerinde sabah kalkıyoruz siyah siyah noktalar. Çiçeğin biri neslinin devamı için bizim eve tohum atıyormuş meğer. Bir demet çiçekten bile bir belgesellik konu çıkar. Şehir içlerinde betonların aralarındaki küçük toprak parçalarından bile fışkıran hayatı görünce her şeyin kendi doğal dengesi içinde bolluğu bereketi yaşattığını hissediyorsun. Nerede insan varsa orada fesad ve nankörlük ortaya çıkıyor. Biz işleyen düzeni bozuyoruz. Biz olmasak, müdahale etmesek ne kıtlık olur ne açlık. Herkes çölde de olsa rızkına erişir.
Ve hanımın beline sebepsiz bir ağrı vurdu. Bir gün namazda aklıma düştü ki o çiçeklerin de beli kırıldı. O hayvanlar yurdundan edildi. Canlı cansız her şeyin bir zikri var. "Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler.” (İsra 44). Herhalde bu tesbihte tek gafil kalan biziz. Allahu Teala “Yıldızlar da ağaçlar da Allah’a secde ederler.” (Rahman 6) derken bizim farkında olmadığımız kendi görevlerini aksatmadan yapan bir alem olduğunu suratımıza vuruyor. Bitkileri “gönüller ve gözler açan” (Kaf 7) diye tanımlıyor Allah (cc).
Peygamber Efendimiz (sav) bir bölgeye savaşmak için ordu gönderirken “Ağaçları yakmayınız. Hayvanlara zarar vermeyiniz” diye emir buyurur. “Allâh’ın verdiği canı yakmaya kimin hakkı var?” der. Bir şehrin çevresindeki koruları da dikenli ağaçlar dahil olmak üzere korumaya alan bir Peygambere (sav) sahibiz.
Hz. Peygamber, sırf eğlence için öldürülen bir serçenin kıyamet günü Allah’a “Ya Rab! Filan kimse beni bir yararı için değil, sebepsiz yere öldürdü.” diyerek kendisini öldürenden şikâyetçi olacağını bildirmiştir. Hz. Enes de “Biz yolculuk esnasında bir yerde konaklayacaksak, hayvanların yükü indirilmedikçe nafile namazı kılmazdık” diyerek ashabın hassasiyetini belirtmiştir.
“Yerdekilere merhametle davranın ki Allah da size merhamet etsin” (Hadis-i Şeri

1 week ago | [YT] | 11

Biraz Edebiyat

Merhamet sapması!
Bosch reklamında anneler günü, çocuk yerine köpekler üzerinden kutlanınca tepki çekti. Van’da bir çocuk köpeklerce parçalandı. O köpeği, o çocuğun babasının öldürmesi suç. 2021'de yapılan değişiklik ile dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş şekilde köpeklere insanüstü bir statü verildi. Tavuğunu yiyen köpeği sopayla kovalayan köylü ters kelepçe gözaltına alınıyor. Artık bu iş köpek tapınıcılığına doğru gitmeye başladı. Evde anne babasına su getirmeye erinenler köpeklerinin ardında dolaşıp boklarını elleriyle topluyorlar. Bir avukat şunları yazmış: “Büroma bir kadın geldi. Babasını huzurevine yerleştirmek isteği ve bazı hukukî problemleri hakkında bilgi almak istedi. Huzurevi tercihinin nedenini sordum. Evde büyük bir köpeğimiz var, birlikte olmuyor dedi.”
Allah’ın her mahlûkatının taşıdığı canın ne kadar kıymetli olduğunu hayvanseverlerden daha iyi biliyorum. Her şeyi yerli yerine koymak lazım. Hayvanlara yapılan zulmün karşılığının bir insana yapılan kadar zor ödeneceğini de bilen biriyim. Ama bu iş zıvanadan çıktı. Hiçbir şey yerli yerinde değil. Bir merhamet sapması yaşıyoruz. İnsana zarar veren mahlûkat telef edilir. Köpek sevdiği için “ne iyi bir insanım ben” diyerek vicdani tatmin alanı oluşturan bazı kişilerin parçalanmış çocukları görmemesi ancak bu körlükle açıklanabilir. Evlerde artık bebeklerin yerini kediler köpekler almaya başladı. Bu bir sapma. Mama lobilerinin bunda etkisi nedir bilmiyorum ama benim de yem verdiğim hayvanlar artık önüne konan her şeyi beğenmiyor.
2 yıl önce doğum oranlarının düşmesi ile ilgili bir proje için lise öğrencilerine bir anket yapmıştık. Aile bakanı kadın tır şoförü sayısını artırıp hem de annelik güzellemeleri yapadursun lise kız öğrencileri %69 oranda “Evlenen kişilerin çocuk sahibi olmaması büyük bir eksiklik midir?” sorusuna hayır cevabı vermişti. Fıtratta var olan bu duygunun bir şekilde tatmin edilmesi gerekecek. Evlerde çocuklara kanalize edilmesi gereken merhamet ve sevginin yerini kedi ve köpeklerin almasında doğal olmayan bir sapma var. Mama piyasası bu kadar büyük değilken mahallelerde kimsenin kedi ya da köpekle bir derdi yoktu. Doğal bir birliktelik ile hayat akıp gidiyordu. Önümüzdeki zamanlarda kedi köpek mezarlıklarının ve mirasını köpeklerine bırakanların arttığını da göreceğiz büyük bir ihtimalle.

1 month ago | [YT] | 9

Biraz Edebiyat

Lâdik’teydim. Hanım, “Lâdik” değil “Ladik” diye beni uyardığında bir edebiyatçı ile konuştuğunu unutmuş olmalı ki üstüne gitmedim :)). Bu arada Konya’da da Ladik var. O uzatmadan okunsa gerek. Ladikli Ahmet Ağa’dan biliyorum. Kırklardan. Ahmet Ağa’yı (ks) ilk duyduğunda bizim Lâdik’ten sanmıştım. Bugün cumayı kılmak için bu küçük ilçede bir köy camiine niyetlendim. Küçük şirin bir camii. Camiye girmeden dışardan fotoğraf çektiğimi gören imam kapıda karşıladı. Vip hizmet. Şehirde hiçbir zaman bir imam tarafından kapıda karşılanmadım. Baktım, başka kimse yok. İmam ve ben. Hocam iki kişi ile cemaat oluşmuyor ne yapacağız dedim. Şimdi gelir köyden birkaç kişi merak etme cumayı kılarız dedi. Tam bir köy camisi. Alçak tavan. İçeriyi ısıtmayacağı belli bir ufo. Köyden gelenler oldu. Çıplak sesle okudu imam. Hoparlör alerjim olduğu için daha bir feyzli geldi çıplak ses. Bahar geliyor köylere. Bol bol fotoğraf çektim. Özellikle çiçekleri. Bir öğrencim, bu çiçek sevdası nereden geliyor hocam diye yazmış paylaştıklarımı görünce. “Allah'ın sanatı, çok güzel yaratılmışlar” diye yazdım. Böyle çiçeğe böceğe yöneldikçe “Bunlar yaşlanma belirtileri” diye geri döndü bana. Hanım da “İnsan yaşlandıkça ekili tarlaları, yeşilliği, köy hayatını arıyor sanki” deyip durdu. Burada yeşillikler içinde gezerken daha bir özgür hissediyor insan kendini. Geçen gün sınıfta dediklerim geldi aklıma. O köylerde inek sağan, dağdan odun getiren insanlar var ya onlar bizden daha özgürler, demiştim. Bize özgürlük sloganları ile son 100 yıldır yutturulan her ne varsa birçoğu bizi köle eyledi. Modernizm; imaj peşinde bizleri şekilden şekle soktukça, şehirlerde dört duvar arasına hapsettikçe, ekran süremiz arttıkça, saatlerce TV izledikçe, yapay zekadan onay almadan bir bilgiyi teyit etmedikçe, beynimize çivi gibi çakılan saçma sapan şarkıları sabah akşam dinledikçe, online oyunlarda birilerini öldürebilmek için sabahlara kadar mouse tıklattıkça, netflix dizilerini sezon sezon bitirmek için uğraştıkça, sosyal medyada beğenme sayılarına on dakikada bir bakma gereği hissettikçe… Özgürüz he. Doğal olan ne varsa ona koşmadıkça özgürlükten kimse bahsetmesin. Çıfıtların doğal olan her şeye savaş açtığını fark etmezsek işimiz daha da zor.

1 month ago | [YT] | 11

Biraz Edebiyat

Sevgili Gençler,
Bir savaşın içindesiniz ve farkında değilsiniz. Çıfıtların kurguladığı küresel şeytani sistem dört bir koldan sizi ele geçirmeye çalışıyor. Hepiniz çok değerlisiniz. Sizi değersiz ve bağımlı kılmak için tasarladılar her şeyi. Müzikleriyle, film-dizileriyle, modasıyla, yiyecek-içecekleriyle, dijital medyasıyla, markalarıyla, sizin ihtiyaç gördüğünüz aslında “sizi ürün yapan” ve sizin farkında olmadığınız şeylerle... Kendi odalarınızda şu anda konfor içinde olmanız kurtarmayacak sizi. Saatlerce dinlediğiniz müziklerin frekansları, filmlerin çirkin-iğrenç görüntüleri, sosyal medyanın dijital zorbalığı sizi şekillendiriyor. Neyle haşir neşir olursanız onun halleri size sirayet eder ve sizin bundan asla haberiniz olmaz. Kalbiniz de onlarla oturur kalkar. Değiştiğinizi anlamazsın bile. İrade gösterin, sosyal medyaya sınır koyun. Özgürlüğünüz gidiyor. Kalpleriniz ve ruhlarınız kirleniyor. Nasıl temizleyeceksiniz? Ellerinizi yıkamadan duramıyorsunuz değil mi? Ya kalpleriniz, ruhunuz, aklınız? Müzik mi dinleyeceksiniz açın bir ehlisünnet hocadan sohbet dinleyin, ilmihal öğrenin. Nasıl temiz olunur onu öğrenin. Taharet nasıl alınır onu öğrenin. Tırnağındaki ojenin guslüne nasıl engel olduğunu öğrenirsin. Pis gezmemeyi öğrenrsin. Allah u Teala’nın sana kendi ruhundan üfleyerek ne kadar değer verdiğini öğrenirsin. Niye bu dünyadasın bunu öğrenirsin. Kendi değerini düşürmezsin. Dışarıdan başka bir anlam aramaya çalışmazsın. Elinizde ölçünüz olur. Film mi izleyeceksiniz toplayın aileyi, demleyin çayı, açın bir tefsir, bir sayfacık okuyun, onun üzerine sohbet edin. Ya da açın odanızda Bakara suresini kısık sesle de olsa dolansın odanızın içini. Onun frekansları bünyenize sirayet etsin. Size bunlar sıkıcı geliyor biliyorum ama kurtuluş burada. Müzikler, filmler, youtuberler ne vadedebilir kalbinize huzur katacak, sizi sonsuza kadar tatmin edecek. Hiç. Vaktinizi öldürmeyin. Ruhunuzu öldürmeyin. Sizin posanızı çıkarıp atmaya çalışanlara aklınızı ve kalbinizi rehin bırakmayın. Zor biliyorum. Çünkü nefse ağır gelen şeyler bunlar. Ama yapıp durduğunuz şeyler sizi mutmain etmeyecek emin olun. Varsa başka bir öneriniz siz söyleyin ben dinleyeyim.

1 month ago | [YT] | 12

Biraz Edebiyat

Okul girişine x-ray cihazı konulmalıymış, çocuklar dijital kartla içeri girmeliymiş… Saçma sapan öneriler. Kimi kimden koruyorsunuz? Kendi evini kendi çocuğumuzdan mı koruyacağız. Çocuklarımızı bu hale getiren nedir buna odaklansanız ya! Sendikalar iş bırakma kararı almış. Göstermelik, anlamsız kararlar. Siz bir sendikanın asıl sorun olan ve de ülkenin geleceğini yok eden 12 yıllık zorunlu eğitim için eylem kararı aldığını duydunuz mu? Asıl mesele bu ve de çocukların dijital köleliği. Ebeveynler ise bilgisiz, ilgisiz ve de ukala. Çocuğuma dokunma, o da bir birey, benim çocuğumu eleştiremezsin tarzı put-çocuklar yetiştirmeleri sebebi ile geleceğimiz yok oluyor. Sabahlara kadar oynadıkları insan öldürme oyunlarına tuvaletini bulunduğu yere yapacak kadar bağımlı artık çocuklarımız. Saatlerce reels videosu izleyen ve her türlü pisliğin içlerine aktığı ve ailelerin bunu yapsın diye çocuklarına en iyi telefonları ve bilgisayarları aldığı dijital lağım geleceğimizi yok ediyor. Deccal ile dijital’in kesişim kümesi ne kadar büyük bir bilseniz. On binlerce üyesi olan Discort gruplarında bazı çocukların bu saldırıları alkışladığını, ölenlere leş denildiğini ve yeni saldırılar için yönlendirildiğini biliyor musunuz? Anne babalar çocuklarına her şeyin en iyisini almakla övünüp dursunlar ama çocuklarını şeytanın kucağına bıraktıklarını bilmesinler… Çocuklar odalarında ne yaşıyor bilmiyor ebeveynler. ABD’de gördüğümüz olaylarının bizde görünmeye başlaması kendi değerlerimizi bırakıp küresel sistemin yüklediği değersizliklerin neşv ü nema bulduğunun göstergesi. İster buna dijital büyü deyin, ister algı ve zihin yönetimi ama artık çocuklarımızı biz yetiştirmiyoruz. Gençlerimiz elden gidiyor sendikalar ise okulların güvenliği yok diye eylem kararı alıyor. Sorunun kendiyle uzaktan yakından ilgisi yok odaklandıkları şeyin. Çocuklar için okul ne vadediyor, aileler çocuğa ne veriyor onu sorgulayın. Çocuklar boşlukta. İdealsiz, gelecek tasavvuru olmayan bir hayat. Okul onlar için zaman kaybı. Tek mutlu oldukları yer dijital medya ve oyunlar. Öyle yetiştiler çünkü. Orası da sihirler, algılar, propagandalarla dolu. Çocuklar hakikatten koptu. Öğretmenin değersizleştiği, otoritesinin öğrenci merkezli eğitim ile yıkıldığı, disiplinsizliğin özgürlük sayıldığı, suçlara ceza verilmediği, herkesin okumaya zorlandığı, ailelerin çocuklarının kölesi olduğu bir yerde tali meseleler ile uğraşıp dururuz. Çocuk otorite arar. O otoriteyi bugün çeteler, mafyalar veriyor.

1 month ago | [YT] | 9

Biraz Edebiyat

* 5 Hececileri işlerken Enis Behiç’in Varidat-ı Süleyman eserine gelince “Bir cinin yazdırdığı eser” diyorum. Bu iddia Enis Behiç’e ait. “Süleyman” cinin adı. Çocukların gözler pörtlüyo tabi bu tür konularda. Hemen ilgi toplanıyor, uyuyanlar uyanıyor. “Nasıl yani hocam” diye bir merakla sorular yağmaya başlıyor. Adam diyorum cin çağırma seanslarında onunla arkadaşlık kuran Süleyman isimli bir cinin ona söylediklerini kitap yapmış. Sınıfta başlıyor bir cin muhabbeti. Hemen hemen hepsi bu bizim yerli cinli filmleri seviyor, izlemişler. Dedim izlemeyin. Herkes başlıyor kendi paranormal hikayesini anlatmaya. Rüyalar, kabuslar, fısıltılar… En son kurtuluşu Youtube kanalımda son paylaştığım bu konuyu işleyen videoyu dinleyin diye bitiriyorum.


* Melekler kahve kokusunu severmiş diyorum. Bir öğrenci hemen "Ayyy ben seni mutlu etmem mi?" diyor


* Türkçe kelimelerde “h” sesi yoktur diyorum. Öğrenci “O zaman en doğru konuşanlar Trakyalılar” diyor


* Mahdum ile kerime kelimelerini anlatıyorum derste. Mahdum erkek evlada deniyor Osmanlıda. “Hademe” ile aynı kökten geliyor. Kerime ise kız evlada deniyor, ikramla aynı kökten, yani Allah’ın ikramı deyince hoşuna gidiyor kız öğrencilerin.


* 7 Meşalecileri işliyorum. Diyorum ki 3-4 ay sürmüş bunların akımı. Bir öğrenci diyor ki hocam kendilerine faydaları olmamış biz niye işliyoruz ki. Haklısın diyorum. Abartmaya gerek yok. Hatta bazı metin örneklerini gördükçe edebiyat bu mu dedikleri oluyor. Galiba ben edebiyatı güzel örnekler üzerinden anlatma yerine kötü örnekler üzerinden neyin edebiyat olmadığını gösteren bir öğretmenim. Grubun fotoğrafını gösteriyorum onlara. Grubun hikayecisi Kenan Hulusi’nin Harry Potter benzerliğinden bizim Meşaleciler Hogwarts okulu elemanlarına dönüyor birden. Herkes de biliyor Harry Potter’ı. Ben Hayri Pütür diyorum ona.

2 months ago (edited) | [YT] | 10

Biraz Edebiyat

"Bebekleri yesek ne var bunda" diyen birine ne diyeceğini şaşırıyor spiker. Bunu diyen adam bakın ne kadar rahat. Bu rahatlıkla etrafınızda sürekli bunu dillendiren birileri olsa emin olun bir zaman sonra "normalleşecek' en iğrenç fikir bile. Böyle böyle alıştırıyorlar bizi en sapık, en şeytani işlere bile. Eşcinsellik 50-60 yıl önce suçtu ABD'de. Hapis cezası verilirdi. Gel zaman git zaman normalleşti. Şimdi çocuklarımız bunları bize dayatanları eleştirdiğimizde "Sana ne, tercih" diyor. Avrupa'da pedofili yasal olmalı diyen partiler var ve meclislerinde bunu yukarıdaki adam gibi normal bir şeymiş gibi dile getiriyorlar. Bu dijital sanal şeytani sistem çocuklarımızı nasıl eşcinselliğe normal baktırdı ise yarın onların çocuklarına da pedofili bir ihtiyaçtır küçük çocukların da cinsel ihtiyaçları var anlayışında baktıracak. Bilimsel veri de sunarlar size. Bilim deyince zaten her şey bitiyor. Bilim onlara hizmet eden bir aparat artık. Bebekler mi? Zaten kürtajla öldürülüyor çoğu ülkede. Ailenin istemediği bebek topluma da yüktür deyip... Ahir zamanın şerlerinden sığınmak için dua edin. Esnemeyin. Ve affetmeyin. Düşman olun bunları üreten zihinlere. Siz de aleyhte propaganda yapın. Bunları konuşturdukça iş daha da zorlaşıyor. Normalleşiyor. Aslında devletlerin bu fikirleri çıkaranları hemen itlaf etmesi lazım.

2 months ago | [YT] | 6

Biraz Edebiyat

*Türkçeye Fransızcadan bu kadar kelime aldığımızı bilmiyordum Sınıfta “ataş” kelimesinin etimolojine bakayım dedim çünkü herkes “ataç” diye biliyor. Meğer Fransızca “attache” kelimesinden bozma imiş. Okul “ekol”den, egemenlik “hegemonya”dan, numara Fransızca “nomero”dan bozma. Öz Türkçeci takılanların “ve” bağlacından “şey” kelimesine kadar antipati duyup Fransızcaya ses çıkarmamaları şaşırtıcı. Bunların piri Nurullah Ataç der ki: “Ben Fransız kültürü ile büyüdüm o kültürü savunmam ve yaymaya çalışmam normaldir.” Kimse de sövmez bu adama. Hatta liselerde Türk edebiyatı yerine Yunan edebiyatı okutulmasını önerir.


*Sınıfta Cenap Şahabettin’in Mısır gezisine ait bir fotoğraf gösterince mevzu piramitlerin yapılmasına gelmesin mi? Uzaylılardan reptilyanlara kadar teoriler havada uçuştu. Gençler gizeme, komplo teorilerine bayılıyorlar. Hz. İdris’i anlattım onlara. Medeniyetin kurucusu. Ama bunu kimsenin bilmediğini tüm Batı dünyasının mitolojik isimlendirme ile Hermes adı altında onun yaptıklarını şeytani bir boyuttan anlattıklarını söyledim. Hermes’i duyunca hocam çok pahalı bir çanta markası o dediler. Yeni bir şey daha öğrendim. Bir çantanın 400-500 bin lira olabileceğini de bilgi dağarcığımıza kattık.


*Tevfik Fikret oğlunu papaz okuluna yollamış. Çocuk doğal olarak papaz olmuş daha da uğramamış anne babasının yanına. Amerika’da başpiskoposluğa kadar yükselmiş. Fikret iki büyük misyoner okulu Galatasaray ve Robert Kolej’de çalışmış ve müdürlük yapmış. O okullar uzun yıllar ülkenin yönetici kadrolarını üretti. Öğrenciler “Projeymiş hocam Fikret” dediler. Bir aydınlanma yaşadım.


*İstiklal Marşı’nı ilkokuldan beri ezberletir öğretmenler. Defterlerin ilk sayfasına 10 kıtayı da yazdırırlar. Ama anlam yok. Çocuk haftada iki kez hazır ol’da okur. Ne okuduğunu bilmez. Bir işe hamaset kattığınızda çok fazla iş yapıyor görünürüz. Lisede bir sınıfa girin “istiklal” kelimesinin anlamını sorun ne demek istediğimi anlayacaksınız. “Korkma”daki telmihten “ulusun”daki tevriyeden “tek dişi kalmış medeniyet”in karşısında olmaları gerektiğinden haberleri yoktur. “mücerrred” ne demek, “izmihlal” ne demek bunlara gelmedik bile… Manasız ezberler, şuursuz talimler.

2 months ago | [YT] | 8

Biraz Edebiyat

Müştak Baba’yı Ankara’nın başkent olacağını 100 yıl öncesinden bir şiirinde söylemesiyle duymuştum. Şiiri okumamıştım. Sınıfta bir gün “kehanet” kavramı geçince Müslüman biri için bu kavramın (kahin, kehanet) kullanılamayacağını belirtmiştim. Şiiri merak ettim Müştak Baba divanını indirdim. O şiiri buldum. TBMM’nin kütüphanesinden, Yazma Eserler Kurumundan, ekitabım Kültür Turizm Bakanlığı gibi sitelerden eski eserleri indirmek mümkün.

1. beyitte elif ile “A”, 2.beyitte “N” 3. Beyitte “K” ve “R” harfleri açık açık söylenmiş. Bunlar birleştirilince Ankara oluyor. Ayrıca ilk beyitte de “O yer İstanbul gibi olacak” demekte. İlk beytin ebced hesabını yapanlar 1923 çıktığını söylüyor. Eskiler her harfe bir sayı değeri verip bazı tarihleri bu şekilde söz içine saklarlarmış. Mesela tanınmış birinin mezar taşına bir şair bir mısra düşer, o mısrada yer alan harflerin sayı değerleri toplandığında mezardaki kişinin ölüm tarihi ortaya çıkar. Buna ebced hesabı deniyor. Kur’an-ı Kerim’de geçen “beldetün tayyibetün (temiz belde)” harflerini Molla Câmî ebced hesabına göre hicrî 857 (milâdî 1453) tarihini çıkarmış ve İstanbul’un fethinin bu âyetle de müjdelendiğini söylemiştir.

Bizde kehanet yok. Vahiy var. Rüya var. İlham var. Istılahlar önemlidir. Mesela bir peygamberin elinden zuhur eden olağanüstülüğe mucize, bir veliden zuhur edene keramet, bir kafirden zuhur edene istidrac denir. Peygamber Efendimiz Rum suresinde vahiy ile gelecekten haber verdi. Rumlar galip gelecekler dedi öyle de oldu. Hz. Yusuf ve rüyalar zaten tabirler üzerinden gelecekten haber verme üzerine kurulu. Hz. Musa’nın annesine ilham yolu ile "Biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız” diye bildiriliyor. Birçok kişi gördüğü rüyanın aynen çıktığına şahitlik etmiştir. Yunus Emre kendi şiirlerini yırtan Molla Kasım’ın geleceğini şiirinde bizzat ona göstermiştir. İbni Arabi Hazretleri “sin şın”a girince mezarımı bulacaksınız demiş. Şam’ı fetheden Selim (Yavuz) bu mezarı gerçekten ortaya çıkarmıştır. Şeceretü’n-Nu‘mâniyye fî Devleti’l-‘Osmâniyye’yi ise daha Osmanlı kurulmadan önce yazmış ve daha gelmeyen Osmanlı seceresinden bahsetmiştir. Konu hassas. Kosmos acayip.

2 months ago | [YT] | 7