Dünya tarihini ezberlemek için değil; dünya sistemini, medeniyetlerin ruhunu ve bugünü inşa eden gizli kodları anlamak için buradasınız.

Bu kanal; tarihin sadece kronolojik olaylardan ibaret olmadığını; inançların, iktisadi çıkarların, stratejik kırılmaların ve kültürel mirasın modern dünyayı nasıl şekillendirdiğini analiz eder. Coğrafi keşiflerle değişen ticaret yollarından Modernizm'in zihinsel temellerine, sömürgecilikten Modern Türkiye’nin inşa sürecine kadar; dünya tarihini ve medeniyetlerin yolculuğunu "Büyük Resim" perspektifiyle ele alıyoruz.

Neleri İnceliyoruz?

Medeniyet ve Kültür, Güç ve Hegemonya (Doğu-Batı Mücadelesi, Sömürgecilik, Emperyazlizm), Zihin ve Algı (düşünce), İnançlar ve İdeolojiler, (misyonerlik, Siyonizm ve gizli yapılar), İktisat ve Bilim Tarihi, Modern Türkiye (Toplum, Siyaset, Kültür, Medeniyet, Ekonomi-iktisat), Batılılaşma ve Çağdaşlaşma konuları kanalımızın incelediği öncelikli konulardandır.

Kitaplar, biyografiler, hadiseler...


METİN UYGUN

EMPERYALİZMİN GÖLGESİNDE OSMANLI’YI SAVUNAN FRANSIZ GAZETECİ: BLAK BEY

19. yüzyılda Osmanlı Devleti, Avrupa’nın büyük güçleri arasındaki siyasi mücadelelerin ve diplomatik baskıların merkezindeydi. Bu dönemde, Fransız kökenli bir gazeteci Osmanlı Devleti’nin egemenlik haklarını ve siyasi tezlerini Avrupa kamuoyuna anlatmak için mücadele ediyordu: Alexandre Blacque, yani Blak Bey.

1794 yılında doğan Blak Bey, İzmir’de yayımladığı Fransızca gazeteler aracılığıyla Avrupa devletlerinin Osmanlı politikalarını eleştirdi. Yunan İsyanı ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı dönemlerinde yürüttüğü yayın faaliyetleri, özellikle Rusya ve Fransa’nın tepkisini çekti. Gazetesinin kapatılması, matbaasının basılması ve tutuklanması bile onu yayıncılık mücadelesinden vazgeçiremedi.

Peki, Fransız kökenli bir gazeteci neden Avrupa devletlerinin politikalarına karşı çıkarak Osmanlı Devleti’nin savunucularından biri hâline geldi? Blak Bey’in mücadelesinde emperyal çıkarların, diplomatik baskıların ve basının rolü neydi?
Bu videoda Blak Bey’in İzmir’de başlayan gazetecilik serüvenini, Avrupa devletleriyle yaşadığı gerilimleri, Sultan II. Mahmud tarafından İstanbul’a davet edilmesini ve Osmanlı Devleti’nin görüşlerini Avrupa’ya aktarmak amacıyla yayımlanan Le Moniteur Ottoman gazetesindeki görevini ele alıyoruz.

Ayrıca 1836 yılında Malta’da gerçekleşen şüpheli ölümünü ve oğlu Edouard Blak’ın Osmanlı basınındaki faaliyetlerini de inceliyoruz.
Blak Bey’in hikâyesi, yalnızca bir gazetecinin hayatını değil; basının siyasi mücadelelerdeki rolünü, devletlerin çıkar çatışmalarını ve 19. yüzyıl Osmanlı-Avrupa ilişkilerini anlamak açısından da dikkat çekici bir örnek sunuyor.

İzmir'deki cesur gazetecilik yıllarından Sultan II. Mahmud'un davetiyle İstanbul'da Le Moniteur Ottoman'ın başına geçişine, Bâbıâli diplomasisinden Malta’da şüpheli bir ölümle son bulan gizemli hikâyesine kadar Blak Bey’in ezber bozan yaşamını yeni belgeselimizde anlattık.

Yeni videomuzu kanaldan izleyebilirsiniz! 🎬👇

https://www.youtube.com/watch?v=HzgCR...

#BlakBey #SultanIIMahmud #OsmanlıTarihi #TarihBelgeseli #BasınTarihi #LeMoniteurOttoman #Tarih

1 week ago |[YT] | 3

METİN UYGUN

DÜNYA TARİHİ NEDEN AVRUPAMERKEZLİ ANLATILIYOR?

Tarih anlatılırken kullandığımız kavramlar, ölçütler ve bakış açıları gerçekten tarafsız mı?

Avrupa, yüzyıllar boyunca dünya tarihinin merkezine nasıl yerleştirildi? Sömürgecilik, modernleşme ve Batılılaşma süreçleri bu tarih anlayışını nasıl etkiledi?

Bu videomuzda Avrupamerkezcilik kavramını ve dünya tarihinin Avrupa merkezli anlatılmasının tarihsel arka planını ele alıyoruz.

Avrupamerkezci tarih anlayışını daha ayrıntılı ele aldığımız videomuzu buradan izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=O1HYa...

Peki sizce dünya tarihini gerçekten tek bir merkezin bakış açısıyla değerlendirmek mümkün mü?

Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.

#Avrupamerkezcilik #DünyaTarihi #Tarih #Sömürgecilik #Emperyalizm

2 weeks ago (edited) |[YT] | 1

METİN UYGUN

📜 TÜRKLERİN İBN BATTUTA’SI: EVLİYA ÇELEBİ VE SEYAHATNAMESİ

Osmanlı coğrafyasını ve 17. yüzyıl dünyasını yıllar boyunca dolaşan Evliya Çelebi, gördüklerini ve öğrendiklerini Seyahatname adlı büyük eserinde kaleme aldı.

İstanbul’dan Anadolu’ya, Kafkasya’dan İran’a, Balkanlar’dan Avrupa’ya, Mısır’dan Sudan ve Habeşistan’a kadar uzanan seyahatleri boyunca şehirleri, insanları, kültürleri, gelenekleri ve sosyal hayatı gözlemledi.

Peki Evliya Çelebi nasıl bir hayat yaşadı? Seyahat tutkusunun kaynağı neydi? Seyahatname neden tarih, coğrafya ve kültür açısından bu kadar önemli?

Avrupalı araştırmacıların “Türklerin İbn Battuta’sı” olarak değerlendirdiği Evliya Çelebi’nin hayatını ve geride bıraktığı büyük eseri bu videoda ele alıyoruz.

🎬 Videoyu izlemek için kanalımızı ziyaret edebilirsiniz.

Sizce Evliya Çelebi’nin Seyahatname’de anlattığı en dikkat çekici konu nedir?

#EvliyaÇelebi #Seyahatname #OsmanlıTarihi #TürkTarihi #Tarih #Kültür #Edebiyat

video linki:

https://www.youtube.com/watch?v=0vwz0...

2 weeks ago |[YT] | 3

METİN UYGUN

600 yıl önce yaşamış bir Osmanlı aliminin, evrenin ve tabiatın özünü bugünkü "enerji" kavramıyla açıkladığını biliyor muydunuz?

İlk Osmanlı müderrisi Davud-i Kayseri, modern bilimin ve kuantum fiziğinin henüz hayal bile edilmediği bir çağda evrenin yapısına dair ezber bozan tespitlerde bulundu. Felsefe, tasavvuf ve bilimi harmanlayan bu büyük düşünürün ufuk açıcı teorisini yeni videomuzda detaylarıyla ele aldık.

👇 Videoyu izlemek ve tartışmaya katılmak için:

https://www.youtube.com/watch?v=Dil9o...

Sizce doğu düşüncesindeki bu tarz derin kavramlar hak ettiği değeri görüyor mu?

🟢 Evet, zamanla anlaşılıyor.

🔴 Hayır, yeterince araştırılmıyor.

🟡 İlk defa duyuyorum, şaşırtıcı!

1 month ago (edited) |[YT] | 4

METİN UYGUN

Semerkand’dan İstanbul’a Bir Bilim Mirası: Ali Kuşçu

Bu paylaşımımızda; 15. yüzyılda matematik, astronomi ve dil alanında yaptığı çalışmalarla tarihte haklı bir şöhrete sahip olan, ömrünün son yıllarını Osmanlı İmparatorluğu’nda, İstanbul’da geçiren büyük İslam ve Türk bilgini Ali Kuşçu’dan bahsedeceğiz.

Gençliği ve Eğitim Yılları

Ali Kuşçu’nun asıl ismi Alaeddin Ali, babasının ismi ise Muhammed’dir. Babası Muhammed, Maveraünnehir’de hüküm süren ünlü Türk sultanı ve astronomi bilgini Uluğ Bey’in kuşçusuydu. Bu yüzden ailesi "Kuşçu" lakabıyla meşhur olmuştur. Ali Kuşçu’nun doğum tarihi ve yeri tam olarak bilinmemekle beraber, 15. yüzyılın başlarında Semerkand’da dünyaya geldiği kabul edilmektedir.

İlk öğrenimini ve dini ilim tahsilini Uluğ Bey’in hükümdarlığı sırasında Semerkand’da tamamlayan Ali Kuşçu, henüz küçük yaşlardayken matematik ve astronomiye karşı aşırı bir ilgi duymaya başlar. Devrinin en büyük alimleri olan Uluğ Bey, Bursalı Kadızade-i Rumi, Gıyasuddin Cemşid ve Muinuddin Kaşi’den matematik ve astronomi dersleri alır.

Gizli İlim Yolculuğu: Kirman

Semerkand’daki eğitimini tamamladıktan sonra, ilmini daha da ilerletme arzusuyla dolan Ali Kuşçu, Uluğ Bey ve Kadızade’den izin alamama endişesiyle kimseden habersiz gizlice Kirman’a gider. Buraya gitmesindeki temel sebep, daha fazla bilgi öğrenme arzusudur.

Kirman’da çeşitli alimlerin derslerine katılır, akli ve nakli ilimler üzerindeki çalışmalarına devam eder. Fırsat buldukça çevreyi gezen Kuşçu, özellikle Umman Denizi’nde dikkatini çeken med-cezir (gelgit) olayını yakından inceler. Bu süreçte Ay Safhalarının Açıklanması risalesini ve Şerhu’t-Tecrit isimli eserini kaleme alır.
Birkaç sene süren bu gizli seyahatin ardından Semerkand’a döndüğünde, kendisini merakla bekleyen Uluğ Bey ona:
— "Bize ne hediye getirdin?" diye sorar.
Ali Kuşçu ise:
— "Ayın muhtelif şekillerine dair eskilerin çözemediği problemleri hallettiğim bir çalışma getirdim" cevabını verir. Eseri teslim alan Uluğ Bey, onu hemen ayakta okur ve çok beğenir.

Semerkand Rasathanesi ve Zorlu Yıllar

Ali Kuşçu, 1421 yılında kurulan ünlü Semerkand Rasathanesi’ne müdür olur. Astronomi alanındaki en önemli katkılarından biri de Semerkand matematik-astronomi ekolünün ortak ürünü olan Zic-i Uluğ Bey adlı esere sunduğu destektir. Muteber kaynakların tamamı, bu eserin tamamlanmasında Ali Kuşçu’nun büyük hizmetleri olduğunu oy birliğiyle kaydetmektedir.

Uluğ Bey’in 1449 yılında oğlu Abdullatif’in entrikasıyla şehit edilmesinden sonra Timurlu Devleti’nde başlayan taht kavgaları Ali Kuşçu’yu rahatsız eder. Hacca gitmek maksadıyla izin alarak yola çıkar. Yolculuğu sırasında önce Herat’ta, ardından Taşkent’te kısa süre kalır. Herat’ta bulunduğu sürede Sultan Ebu Said Bahadır Han’ın çevresinde yer alır. Ancak Ebu Said Bahadır Han’ın Uzun Hasan’a yenilmesiyle bölgede oluşan istikrarsızlık sebebiyle Tebriz’e geçer.

İstanbul’a Elçilik ve Fatih Sultan Mehmet ile Karşılaşma

Tebriz’e gelen Ali Kuşçu’ya Uzun Hasan büyük alaka gösterir ve Fatih Sultan Mehmet ile arasındaki anlaşmazlığı çözmesi için onu İstanbul’a elçi olarak gönderir.
Fatih Sultan Mehmet, Ali Kuşçu’nun ne kadar değerli bir bilim insanı olduğunu anlar ve kendisinden Osmanlı Devleti’ne hizmet etmesini ister. Ali Kuşçu Sultan Fatih’in bu teklifini kabul eder; ancak elçilik görevini tamamladıktan sonra İstanbul’a dönüp hizmetine gireceğini belirtir.

Görevini bitirdikten sonra söz verdiği gibi, 1472 civarında ailesi ve adamlarıyla birlikte Tebriz’den İstanbul’a doğru harekete geçer. Sultan Fatih, yolculuğu boyunca ona hizmet edecek görevliler tahsis etmiş, tüm masraflarını karşılamış ve ilmine verdiği değeri göstermek için konakladığı her menzilde bin dirhem gibi yüksek bir meblağ ödenmesini emretmiştir.

Kafile İstanbul’a yaklaşınca Fatih Sultan Mehmet, dönemin ünlü din ve fen alimi Hocazade’nin başkanlığındaki bir ilim heyetini onu karşılaması için görevlendirir. Üsküdar’dan Eminönü’ne geçerken bu iki büyük alim koyu bir ilmi sohbete dalarak med-cezir hadisesini tartışırlar ve birbirlerinin derin bilgisine hayran kalırlar. Bir süre sonra Ali Kuşçu, bu değerli alimin oğluna kızını vererek aralarında bir akrabalık bağı da kuracaktır.

Osmanlı İlim Hayatına Katkıları

Fatih Sultan Mehmet, 1473 yılında Uzun Hasan üzerine yaptığı Otlukbeli Seferi’ne Ali Kuşçu’yu da götürür. Ali Kuşçu, bu sefer sırasında astronomiyle ilgili meşhur eseri Fethiyye’yi hazırlar.

Sultan Fatih, sefer dönüşünde onu günde 200 akçe ücretle Ayasofya Medresesi’ne müderris olarak tayin eder ve ayrıca kendisinin hususi kütüphanesinin başına getirir. Yaklaşık bir yıl kadar Ayasofya Medresesi’nde müderrislik yapan Kuşçu; astronomi, matematik ve diğer fen ilimlerinde dersler verir. Bu tayin, İstanbul’da matematik ve astronomi alanındaki çalışmalara büyük bir canlılık kazandırır.

İstanbul medreselerindeki astronomi ve matematik eğitimi, onun çalışmaları sayesinde devasa gelişmeler kaydeder. Derslerine dönemin meşhur alimleri de katılır. Molla Lütfi ve Mirim Çelebi gibi isimler onun rahlesinde yetişmiştir. Hatta Fatih Sultan Mehmet, hocası Sinan Paşa’ya bu dersleri takip etmesini emretmiş; Sinan Paşa da öğrencisi Tokatlı Molla Lütfi’yi derslere göndererek akşamları gündüz işlenen konuları ondan dinlemiştir.

Ali Kuşçu’nun bir diğer önemli hizmeti ise başta Semaniye Medresesi olmak üzere bütün Osmanlı medreselerindeki ders müfredatını yeniden düzenlemiş olmasıdır. Osmanlı’da astronomiyle ciddi anlamda ilk meşgul olan bilim insanının Ali Kuşçu olduğu kabul edilir.

Dünya Bilim Tarihindeki Yeri ve Eserleri

Esas olarak astronomi, matematik, kelam ve Arapça gramer gibi dört temel alanda yoğunlaşan Ali Kuşçu’nun eserlerinin çoğu küçük risaleler şeklindedir. Bu eserler hem kendi devrinde hem de sonraki dönemlerde pek çok bilim insanı tarafından incelenmiş, üzerlerine şerhler yazılmış ve çeşitli dillere çevrilmiştir.

• Astronomi: İkisi Farsça, yedisi Arapça olmak üzere toplam 9 eseri vardır.
• Matematik: Biri Farsça, dördü Arapça olmak üzere 5 eser kaleme almıştır.
• Dil ve Edebiyat: Bu alanlarda da önemli yapıtlar vermiştir.

Öyle ki, onun Risale der İlm-i Heyet adlı eseri Sanskritçe’ye çevrilmiş ve Hindistan’da yüzyıllar boyunca İslam astronomi mirasını temsil etmiştir. Kaynaklarda, çalışmalarının başta Kopernik olmak üzere Avrupa matematik ve astronomi literatürünü de ciddi şekilde etkilediği belirtilmektedir.

Ali Kuşçu, yalnızca eserleriyle değil; çalışma disiplini ve rehberliğiyle devrini aşan bir ilim adamı olarak kabul edilmektedir. Bilimsel çalışmalarıyla Osmanlı’nın düşünce ve ilim dünyasında büyük bir kırılma ve gelişim gerçekleştirmiştir.

Vefatı ve Mirası

Molla Lütfi ve Mirim Çelebi gibi değerli alimlerin yetişmesinde büyük katkıları olan Ali Kuşçu, 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul’da vefat etmiş ve Eyüp Sultan Türbesi haziresine defnedilmiştir.

15. yüzyılda matematik, astronomi, kelam ve gramer başta olmak üzere pek çok sahada eserler veren, ömrünün son iki yılını Fatih Sultan Mehmet’in davetiyle İstanbul’da geçirerek Osmanlı bilim hayatına altın çağını yaşatan bu büyük değeri rahmetle anıyoruz.

Semerkand’dan İstanbul’a uzanan bu başarı hikayesini okuduğunuz için teşekkür ederim. Kanalımıza abone olarak ve beğenerek destek vermeyi unutmayın!

Kanalımızdaki Ali Kuşçu videosunun linki: https://www.youtube.com/watch?v=CS9S6...

Kaynaklar ve Okuma Önerileri:
1. Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, "Ali Kuşçu" Maddesi, c. 1.
2. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, TTK Yayınları, c. 2.
3. Osmanlı Bilim Adamları, Yedikıta Dergisi, Ekim / Mayıs 2018.
4. Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın, c. 1.

2 months ago (edited) |[YT] | 3

METİN UYGUN

📰 OSMANLI'NIN İLK GAZETESİ TAKVİM-İ VEKAYİ!

Merhaba değerli takipçilerim! Bugün sizlere, Osmanlı modernleşmesinin ve basın tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan ilk Türkçe gazetenin arkasındaki büyüleyici hikayeyi anlatıyorum. İmparatorluğun zor günlerinde bir padişahın medyayı nasıl bir propaganda ve iletişim silahı olarak kullandığını merak ediyorsanız, bu detaylı inceleme yazımız tam size göre. Keyifli okumalar!

Osmanlı Devleti toprakları içerisinde tamamı Türkçe olarak yayımlanan ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi, Sultan İkinci Mahmud’un saltanat dönemi içerisinde, 1 Kasım 1831 tarihinde yayın hayatına başlamıştır. Takvim-i Vekayi gazetenin kurulmasına Sultan İkinci Mahmut önderlik etmiş, günümüz Türkçesiyle “Olayların Takvimi” olarak ifade edilebilecek gazetenin ismini de bizzat kendisi belirlemiştir.

📜 Sultan Mahmut’un Tarihi Fermanı ve Gazetenin Amacı

Sultan Mahmut’un gazete çıkarmakla ilgili sahip olduğu düşünceler, bu konuya dair çıkardığı fermanda açıkça anlaşılmaktadır:

"Bu fermana göre gazete çıkarma fikri uzun zamandır Sultan Mahmut’un gündemindedir ancak şartlar oluşmadığı için gazete çıkarma işi gecikmiştir. Aynı zamanda gazete çıkarmak kendisinin büyük bir emeli ve arzusudur. Sultan, gazete çıkarma işiyle Esat Efendi, Nazır Sarım Efendi ve Sait Beyleri görevlendirmiştir. Gazete çıkarmanın Şer’i Şerif’e ve düzene zarar veren hiçbir tarafı yoktur; aksine hayata geçirilmesinin birçok faydası vardır."

💡 Padişahı Gazete Çıkarmaya İten Büyük Gelişmeler

Sultan İkinci Mahmut’u gazete çıkarma fikrinde etkileyen bazı kritik gelişmeler ve hadiseler olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönemde problemli bir bölgesi olan Mısır’da, 3 Aralık 1828 yılından itibaren Vekayi-i Mısriyye gazetesi yayımlanmaya başlar. Yarısı Türkçe, yarısı Arapça olan bu gazetenin Osmanlı yönetimine karşı bir koz olarak kullanılması, Sultan Mahmut’u gazete çıkarma fikrinde derinden etkiler.

Sultan Mahmut’u bu işte esas etkileyen fikir ise İzmir’de çıkan Fransız gazetelerinin Avrupa’da uyandırdığı büyük yankılardır. Padişahın gazete çıkarmadaki asıl hareket noktası tam olarak bu olmuştur.

🏛️ Modernleşme, Denetim ve "Hakikati Halka Duyurma" Arzusu

Gazete, dönemin en önemli modernleşme aracıdır. Sultan Mahmut toplumu Batı yönünde değiştirmek istemektedir; bu hususta halka söyleyecekleri, öğretecekleri, anlatacakları şeyler vardır ve bunları ancak bir gazeteyle yapabileceğini görmüştür. İdarenin halk üzerindeki denetim gücünü artırmanın yolunun, haberleşme araçlarını gerçekçi ve akılcı bir şekilde kullanmakla mümkün olacağını kavramıştır.

Gazeteyi çıkarma hususunda üzerinde durulan en önemli noktalardan birisi de içeride ve dışarıda meydana gelen hadiselerin, olayların nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte, düzenli bir şekilde ve geciktirilmeden halka duyurulmasıdır. Takvim-i Vekayi’nin mukaddimesinde (önsözünde) bu konu; Osmanlı Devleti’nde meydana gelen dışarıdaki ve içerideki hadiselerin biriktirilmeyip hakiki sebepleriyle halka basın yoluyla açıklanması, herkesin hakikati öğrenmesinin sağlanması ve böylece bilgisizlikten kaynaklanan her türlü olumsuzluğun önüne geçilmesi olarak açıklanmaktadır.

🌐 Uluslararası Siyasette Yeni Bir Yol: Le Moniteur Ottoman

Takvim-i Vekayi, Osmanlı Devleti’nin o dönemde içinde bulunduğu zorlu ortamın bir gereği olarak doğmuştur. Sultan İkinci Mahmut, gazetenin çıkma sürecinin başından sonuna kadar her aşamasında yer almış ve yaşadığı müddetçe gazeteye ilgisini kesintisiz sürdürmüştür. Takvim-i Vekayi; olayları vaktinde, en doğru şekilde, bütün sebepleri ve sonuçlarıyla yansıtarak toplumdaki bilgisizliği giderecek; bunun yanı sıra bilimsel gelişmelere, güzel sanatlara ve ticari faaliyetlere de yer verecektir.

Sultan İkinci Mahmut’un saltanatı döneminde Osmanlı İmparatorluğu çeşitli sıkıntılar içindedir. Yunanlılar bağımsızlıklarını kazanmış, Mısır ise neredeyse imparatorluktan kopma durumuna gelmiştir. Sultan, bu gelişmeler sırasında propaganda silahının nasıl güçlü bir şekilde kullanıldığını gözlemlemiştir. Özellikle İzmir’de yayınlanan gazeteler, ona uluslararası siyasetin yeni bir yolunu keşfetmesini sağlamıştır.

İzmir’de yayınlanan Fransız gazeteleri içinde, Marsilyalı bir avukat olan gazeteci Alexandre Blacque, devamlı bir şekilde Osmanlı hükümetini savunmaktadır. Sultan İkinci Mahmut bu Fransız gazeteciyi payitahta çağırır ve kurmak istediği gazetenin Fransızca versiyonunu çıkarma görevini ona verir. Böylece 1831 yılında Takvim-i Vekayi ile birlikte, onun Fransızca versiyonu olan Le Moniteur Ottoman da yayın hayatına başlar.

👥 Hedef Kitle Kimlerdi? Gazete Halka Nasıl Ulaştırıldı?

Takvim-i Vekayi, devletin kendi görüş ve düşüncelerini aktarmak amacıyla titiz bir şekilde hazırlanarak okuyucuya sunulurdu. Gazetenin işleriyle uğraşması için özel bir daire olan Takvim-i Vekayi-i Amirane kurulmuştur. Gazetenin ilk aşamada hitap ettiği kitle devlet memurları ve okuma yazma bilen kimselerdir. Takvim-i Vekayi ve hemen sonra yayın hayatına başlayan Fransızca Le Moniteur’ün asli amaçları ve görevleri, içeriye ve dışarıya devletin resmi mesajlarını iletmektir. Sultan İkinci Mahmut gazete yayınlamakla, modern bir iletişim aracını çağdaş değerler için kullanmaya çalışmış; yaptıklarını ve yapacaklarını önce kendi halkına, daha sonra ise Avrupalılara anlatmak istemiştir.

Takvim-i Vekayi’nin revaç bulması ve kabul görmesi için büyük gayret gösterilmiştir. Gazetenin belli kesimlere mutlaka ulaştırılması amaçlanmıştır. Hedef kitle olarak öncelikle payitahttaki (yani İstanbul’daki) üst kademede görevde bulunanlar, yeni ordunun değişik kademelerdeki komutanları, ilim adamları, taşrada devleti temsil eden belli başlı memurlar ve halkın ileri gelenleri belirlenmiştir.

Gazetenin çıkarılması konusunda Sultan İkinci Mahmut’a danışmanlık yapan Fransız avukat Alexandre Blacque, padişahın düşünce ve uygulamaları hakkında ülke halkının bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesini amaçladığından, gazetenin her mahallede bilgili bir kişi (örneğin mahalle imamları) tarafından, halkın topluca bulunduğu yerlerde yüksek sesle okunmasını teklif etmiştir. Fransız avukatın bu teklifi, gazetenin geniş kitlelere ulaştırılmasına verilen önemi açıkça göstermektedir.

İmparatorluktaki azınlıklar da gazeteye büyük ilgi göstermişlerdir. Rum Patriği Konstantiyus ve Ermeni Patriği Estepanos, himayelerinde bulunan bütün kiliselere birer yazı göndererek Takvim-i Vekayi’nin yayınlanması haberini vermiş; yakında çıkacak olan Rumca ve Ermenice nüshalarını cemaatlerinin mutlaka satın alması yönünde tavsiyede bulunmuşlardır.

📰 Takvim-i Vekayi’nin İlk Sayılarında Neler Yazıyordu?

Takvim-i Vekayi’nin ilk sayılarında en çok görülen haber konularından bazıları şunlardır:

Padişahın seyahat ve ziyaretleri, nişan verilme merasimleri,

Yeni askerlik sistemindeki gelişmeler, askerlik eğitimi, donatımı, top ve tüfek yapımı,

Avrupa’ya gemiler ısmarlanması,

Çeşitli bölgelerdeki paşa isyanlarının bastırılması,

Piyasa fiyatları,

Avrupa basınında Türkiye ile ilgili olarak çıkan haber ve yazıların çevirileri,

Avrupa’da bilim ve yeniliklerle ilgili son gelişmeler.

Rum, Ermeni ve Musevi cemaatlerine eşit muamele yapıldığını bildiren haberler de gazetede oldukça önemli bir yer tutmuştur. Örneğin; birinci sayıdaki ikinci yazıda, Beyoğlu’nda çıkan bir yangında Rum ve Katolik Ermeni evleri yandığından Müslüman halkın, Avrupalı tüccarların ve devlet memurlarının yaptığı yardımlar övgüyle belirtilir. Aynı sayıdaki üçüncü yazıda Galata’da yeni bir Katolik kilisesinin yapılmasına izin verildiği, bunun için padişahın arsa hediye ettiği bildirilir. Dördüncü sayıdaki nişan verilenlerle ilgili bir haberde ise nişan alanlar arasında Rum milletinden Buğdan Kaymakamı İstefanaki, Ermeni milletinden Darphane Direktörü Artin ile Baruthane Direktörü Simon’un bulunduğu aktarılır.

İlk sayılardaki ilanlarda din eğitimiyle ilgili kitapların basılmaya başladığı duyurulmuştur. Örneğin, 1832 tarihli 59. sayıda yer alan bir ilan aynen şöyledir: “Dinin gereklerini çocuklara ve okula başlayanlara öğretmek için eskiden yazılmış olan İlm-i Hal basılmış ve 60 para fiyat kesilmiştir.”

⏳ Kesintilerle Dolu Yayın Hayatı ve Resmi Gazete'ye Dönüşüm

Yayınladığı haberlerle gazete kısa sürede benimsenmiş, devlet posta işletmesinin kurulmasıyla taşrada daha da yaygınlaşmıştır. Ancak tüm bunlara rağmen bir türlü düzenli olarak yayınlanamamıştır.

Birinci Ara: Takvim-i Vekayi’nin 16 Mart 1878’de yayınlanan 2119. sayısından sonra yayınlanmasına 13 yıl ara verilmiştir. Bu uzun kesinti; büyük Rus savaşı (93 Harbi), bu savaşta yaşanan bozgun ve ağır toprak kayıplarıyla doğrudan ilgilidir.

İkinci Dönem: 26 Mart 1891’de başlamış fakat oldukça kısa sürmüştür. 16 Mayıs 1892’de 283. sayıyla yayınlanması tekrar durmuştur.

Üçüncü Dönem: Takvim-i Vekayi’nin üçüncü defa yayınlanması 28 Eylül 1908 yılında olmuş, bu dönem 4 Kasım 1922 yılına kadar devam etmiş ve bu süreçte 4608 sayı yayınlanmıştır.

Takvim-i Vekayi, yayın hayatı boyunca iki defa uzun süre ara vermesine rağmen varlığını sürdürmüş, Osmanlı Devleti’nin sona ermesinden sonra Cumhuriyet döneminde Ceride-i Resmiye / Resmî Gazete olarak yayınlanmaya devam etmiştir. Toplam yayın hayatı yaklaşık doksan bir yılı bulmuştur.

📚 Kaynakça:

Nesimi Yazıcı, Takvim-i Vekayi, TDV İslâm Ansiklopedisi

Ali Budak, Batılılaşma ve Türk Edebiyatı

Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma

Osmanlı'nın basın serüvenini başlatan bu köklü gazetenin hikayesi hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi ve yorumlarınızı aşağıda paylaşmayı unutmayın. Bir sonraki tarih yolculuğumuzda görüşmek üzere, hoşça kalın!

KANALA ABONE OLARAK, YORUM YAPARAK VE BEĞENİLERİNİZLE DESTEK OLMAYI UNUTMAYALIM.

3 months ago |[YT] | 3

METİN UYGUN

Değerli Dostlar,

Bugün dünyayı yöneten modern bilim ve medeniyetin temellerinin, yüzyıllar önce Bağdat’ta atıldığını biliyor muydunuz? Son videomuzda, İnsanlık tarihinin en büyük zihinsel devrimlerinden biri olan, bilginin altınla ödüllendirildiği efsanevi merkez "Beytü'l-Hikme"yi ele almıştık. Şimdi de bu konuyu köşe yazısı formatımda sizlerin istifadesine sunuyorum.

Tarihin akışını değiştiren, Doğu ile Batı arasında köprü kuran bu muazzam müessese sadece bir kütüphane değil; insanlığın ortak hafızasıydı. Kelimesine dokunmadan sizler için derlediğim bu derin analizi aşağıdan okuyabilir, düşüncelerinizi anketimize katılarak belirtebilirsiniz. Keyifli okumalar!

İSLAM ALTIN ÇAĞININ KALBİ: BEYTÜ'L-HİKME

🏛️ Altınla Ödüllendirilen İlim Merkezi

Bir halifenin, tercüme edilen kitapların ağırlığınca altın ödediği bir ilim merkezi düşünelim. Dünyanın dört bir yanından getirilen eserlerin toplandığı, bilim insanlarının özgürce tartıştığı ve yeni fikirlerin doğduğu bu çatı, sıradan bir kütüphane değildi. Burada matematikten astronomiye, tıptan felsefeye kadar birçok alanda çalışmalar yürütülüyor; eski medeniyetlerin bilgi mirası yeniden işlenerek insanlığın hizmetine sunuluyordu. Bağdat'ta kurulan bu müessese, yüzyıllar boyunca bilim dünyasını etkileyen büyük bir medeniyet projesine dönüştü. İşte bu tarihi merkezin adı; Hikmet Yurdu veya Hikmet Evi anlamlarına gelen Beytü'l-Hikme idi.

🌍 İmparatorluğun Zirvesi ve Kültürel Temas

Abbasiler, 800’lü yılların başında Atlantik’ten İndus Nehri’ne kadar uzanan bir devlete hükmediyorlardı. Başkentleri Bağdat, milyonu aşan nüfusuyla bir dünya şehriydi. Kıpti, Grek, İran ve Hint medeniyetlerinin zengin kültürel mirasına sahiptiler. Müslümanlar, İslam coğrafyasının genişlemesiyle Helen, İran ve diğer kültürlerle temas etmiş; bu medeniyetlere karşı içlerinde büyük bir merak uyanmıştı. Ayrıca farklı kültürlerle yaşanan fikir tartışmalarında, kendi inançlarını tutarlı bir şekilde savunabilmek için bu medeniyetleri yakından tanımak ihtiyaç haline gelmişti.

📜 Halife Me'mûn’un Vizyonu ve Kuruluş

Bunun yanında, yedinci Abbasi Halifesi Me'mûn’a göre ideal bir toplum oluşturmak ancak bilim ve akılcılıkla mümkündü. Bunu gerçekleştirmek için de farklı bölgelere yayılmış olan bilimsel birikimin tek bir merkezde toplanması gerekiyordu. Me'mûn, İslam dünyasının en iyi alimlerinin bir araya gelmesi halinde büyük bir ilerleme kaydedileceğine inanıyordu. Bu düşünce ve girişimlerin neticesinde, Bağdat’ta "Hikmet Yurdu" anlamına gelen ve Beytü’l-Hikme olarak ün yapan bir müessese kuruldu. Bu müessesenin etki alanı, modern anlayışlara dayalı eğitim kurumlarıyla rekabet edebilecek bir düzeydeydi. Burası; kütüphane, çeviri merkezi, araştırma laboratuvarı ve üniversiteyi tek bir çatı altında toplayan külliye tarzında bir yerdi.

📚 İstanbul'dan Bağdat'ta Taşınan Hazineler

Beytü’l-Hikme’nin kesin kuruluş tarihi ve kurucusu hakkında farklı görüşler vardır. Yaygın kabule göre kurum, 830 yılında Halife Me'mûn tarafından kurulmuştur. Ancak bu fikrin ve ilk girişimlerin Halife Mansûr dönemine, yani 754-775 yıllarına kadar gittiği de bilinmektedir. Halife Me'mûn, Beytü’l-Hikme’yi büyüterek Orta Çağ’ın adeta bir bilim akademisine dönüştürdü. 830 yılındaki başarılı Bizans seferinden dönerken toplattığı eserleri Bağdat’a getirdi. Kütüphaneyi zenginleştirmek için büyük bir bütçe ayırdı. Hatta Bizans İmparatoru'yla yazışarak aldığı izinle, Bizans şehirlerindeki depolarda muhafaza edilen nadide eserleri Bağdat'a getirtmek için İstanbul’a bir heyet gönderdi. Me'mûn; Yunanca, Süryanice, Farsça, Hintçe ve Kıptice yazılmış bilimsel eserleri toplamaya büyük önem veriyordu. Toplanan bu nadide kaynaklar, Beytü’l-Hikme’de muhafaza ediliyordu.

👥 Akademi Kadrosu ve Özgür Düşünce Seminerleri

Beytü’l-Hikme’nin saray müştemilatı içinde yer alan bir bina olduğu bilinmektedir. Bu binada kitapların korunduğu odalar, bir okuma salonu ve geniş bir çalışma kadrosu vardı. Beytü’l Hikme’nin kadrosu; Beytü’l Hikme müdürü, yazarlar ve çevirmenlerin yanı sıra kâtipler, müstensihler, yani el yazısıyla kitap çoğaltanlar, kâğıt görevlileri ve mücellitlerden, yani kitap ciltleme görevlilerinden oluşuyordu. Beytü’l-Hikme’de bu faaliyetlerin yanı sıra düzenli seminerler ve konferanslar da gerçekleştiriliyordu. Hatta Halife Me'mûn’un burada her hafta ilmi toplantılar yaptığı bilinmektedir. Dönemin alimleri ve filozofları, tam bir düşünce özgürlüğü içinde, farklı inanç ve felsefi akımlar üzerine özgürce tartışırlardı.

✒️ Dönemin Efsanevi Mütercimleri

Bu dönemde hizmet veren mütercimlerden Yuhannâ b. Mâseveyh, tıp alanında tanınmış bir Hıristiyandı. Tıpla ilgili eserler kaleme alan Yuhannâ’nın “humma” hakkındaki risalesi uzun süre değerini korumuş, daha sonra Latince ve İbraniceye tercüme edilmiştir. Me'mûn döneminde, tıp alanında yapılan çevirilerin önde gelen bir diğer ismi ise Cebrâîl b. Buhtîşû’dur. İyi bir hekim olan Buhtîşû, tıbbi eserlerin Yunancadan Arapçaya kazandırılmasında önemli bir rol oynamıştır. Beytü’l-Hikme’den yolu geçen önemli mütercimlerden birisi de Ömer b. Ferruhân et-Taberî’dir. Bu mütercim Farsçadan Arapçaya çevirilerde bulunmuştu. Astronomi ilmini çok iyi biliyordu ve Me'mûn için birçok kitap tercüme etmişti. Me'mûn döneminin en meşhur mütercimlerinden birisi de Huneyn b. İshâk’tı. Huneyn b. İshak birçok önemli dil biliyordu. Öklid, Platon ve Aristoteles gibi dev isimlerin eserlerini Arapçaya kazandırdı. Halife Me'mûn'un, bilime verilen değeri göstermek adına, Huneyn’e tercüme ettiği kitapların ağırlığı kadar altın ödediği rivayet edilmektedir.

🐆 Doğu'dan Batı'ya Uzanan Kültür Köprüsü

Beytü’l-Hikme’de üzerinde çalışılan ve günümüzde de popülerliğini koruyan en ikonik eserlerden biri Kelile ve Dimne’dir. Aslen Hindistan kökenli olan bu ahlak ve siyaset kitabı, Sasani Hükümdarı Enûşirvân döneminde tabip Berzûye tarafından Farsçaya kazandırılmıştı. Sekizinci yüzyılda ise ünlü düşünür İbnü'l-Mukaffa eseri Farsçadan Arapçaya çevirerek İslam dünyasıyla buluşturdu. Zamana meydan okuyan bu şaheser, o günden bugüne otuzdan fazla dile defalarca tercüme edilmiştir. Me'mûn döneminde mütercimlerin farklı kültürlere ait eserleri Arapçaya kazandırması, İslam kültürüne büyük katkı sağladı. Beytü’l-Hikme’de yürütülen bu çalışmalar önemli gelişmelere yol açtı ve dikkat çekici sonuçlar doğurdu. Bu sayede İslam kültürünü, dışarıdan aldığı unsurları taklit etmek yerine kendi bünyesinde eriterek kendine has, özgün bir karakter geliştirdi.

🏛️ Özgün Bir Medeniyetin Doğuşu

İslam fetihleri; Çin ve Hindistan sınırlarından Yunanistan, İtalya ve Fransa’ya kadar uzanan geniş toprakları tarihte ilk kez siyasi olarak birleştirdi. Müslümanlar başlangıçta askeri ve siyasi güçleriyle, daha sonra ise dil ve inanç bağlarıyla bu farklı kültürleri tek bir toplum çatısı altında toplamayı başardı. Akdeniz’in köklü Grek, Roma ve İsrail gelenekleri ile eski Yakındoğu'nun hayat tarzı bu geniş coğrafyada yan yana geldi. Çeşitli halklar, inançlar ve kültürler İslam medeniyetinin çatısı altında bir arada yaşadı. Kaynakları ve kurucuları farklı olsa da, bu büyük buluşma genel görünüşüyle tamamen özgün bir İslam medeniyetinin doğmasını sağladı. Öyle ki, peklik çok Hristiyan öğrenci ilim ve kültür tahsil etmek için Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’ye geliyordu. Bu dönemde bir yandan Doğu’dan önemli kitaplar getirilmeye devam ediyor, diğer yandan İslam ilim ve felsefesi on ikinci yüzyıldan itibaren Sicilya ve Endülüs yoluyla Batı’ya aktarılıyordu.

🔥 Moğol İstilası ve Zamansız Miras

İlk dönemlerde bir tercüme bürosu ve kütüphane olarak kurulan Beytü’l-Hikme, zamanla genişleyerek pozitif ilimlerin araştırıldığı bir merkez ve eğitim kurumu haline geldi. Beş yüz yıldan fazla bir süre boyunca İslam bilim dünyasına öncülük eden bu merkez, 1258 yılında Moğol Hükümdarı Hülâgû tarafından yakılıp yıkıldı. Özetlemek gerekirse; ilk etapta bir tercüme bürosu ve kütüphane olarak faaliyete başlayan Beytü’l-Hikme, zamanla pozitif bilimlerin ve felsefenin harmanlandığı büyük bir eğitim merkezine dönüştü. Doğu’nun ve Batı’nın bilgi birikimini aynı çatı altında buluşturarak, sadece bir çeviri merkezi olmadığını, farklı kültürleri kendi potasında eritip özgün bir İslam medeniyeti inşa ettiğini ispatladı. Hristiyan öğrencilerden Müslüman alimlere kadar geniş bir kitleye kapılarını açan bu müessese, bilimsel hazinesini Sicilya ve Endülüs üzerinden Batı dünyasına da aktararak insanlık tarihinin ortak mirasına yön verdi. Her ne kadar 1258 yılındaki Moğol istilasıyla fiziksel olarak yıkılmış ve yüz binlerce eseri yok edilmiş olsa da, Beytü’l-Hikme’nin asırlar boyunca ürettiği ilim ve düşünce temeli, modern dünyanın şekillenmesindeki sessiz ve en güçlü öncülerden biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Beytü'l Hikme videomun linki.

youtube.com/video/4rgXfZngP48/edit


Soru: Sizce insanlık tarihinin en büyük kültürel kaybı hangisidir?

İskenderiye Kütüphanesi'nin Yakılması

Bağdat Beytü'l-Hikme'nin Moğollarca Yıkılması 🏛️

Endülüs (Kurtuba) Kütüphanelerinin Yok Edilmesi

There is a file you can reference named "watermarked_img_13327666497216656793.png". Refer to this file by its name verbatim.

3 months ago (edited) |[YT] | 3

METİN UYGUN

⚔️ HAÇLILARIN KORKULU RÜYASI: DANİŞMEND GAZİ

Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli rol oynayan Danişmend Gazi'nin hayatını ve mücadelesini ele aldık.

📌 Bu videoda:
▪️ Danişmendlilerin kuruluşu
▪️ Anadolu fetihleri
▪️ Haçlılarla mücadele
▪️ Bohemund'un esir alınışı
▪️ Malatya'nın fethi
▪️ Danişmend Gazi'nin tarihî mirası

Danişmend Gazi, sadece bir savaşçı değil; Anadolu'da Türk varlığının güçlenmesine katkı sağlayan önemli bir devlet adamı ve kumandandı.

🎥 Videoyu izledikten sonra görüşlerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın.

#DanişmendGazi #Danişmendliler #HaçlıSeferleri #Malazgirt #TürkTarihi #Selçuklu #Anadolu #Tarih #TarihBelgeseli

4 months ago |[YT] | 1

METİN UYGUN

İSTANBUL'UN FETHİNİ BİR ZORUNLULUK HALİME GETİREN ASKERİ, SİYASİ, COĞRAFİ, EKONOMİK VE STRATEJİK SEBEPLERİ ELE ALDIĞIMIZ "İSTANBUL NEDEN MUTLAKA ALINMALIYDI?" İSİMLİ YENİ VİDEOMUZ YAYINDA. KANALA ABONE OLARAK, VİDEOLARI BEĞENEREK VE YORUMLARLA KANALIMIZ DESTEK OLMAYI UNUTMAYALIM. BİLDİRİMLERİ AÇALIM.

5 months ago |[YT] | 1

METİN UYGUN

Çocuğun Kalbi İşlenmemiş Bir Cevherdir: İmam Gazâli’den Eğitim Düsturları

Kıymetli dostlar, bugün sizlerle pedagoji tarihinin en derinlikli isimlerinden biri olan İmam Gazâli’nin ailede çocuk eğitimi ve psikolojisi üzerine görüşlerini içeren çok kıymetli bir videoyu paylaşmak istiyorum.

Gazâli’ye göre çocuk, anne ve babanın eline bırakılmış ilahi bir emanettir. Onun temiz kalbi, her türlü nakış ve şekle açık, saf ve kıymetli bir cevherdir. Eğer çocuk iyi bir eğitimle yetişirse hem dünyada hem ahirette saadete ulaşır.

Videonun öne çıkan başlıklarından bazıları:

İyiliği Takdir Etmek: Çocuğun güzel bir davranışı görüldüğünde mutlaka övülmeli ve ödüllendirilmelidir.

Kusurları Görmezden Gelmek: İlk hatalarda çocuğu hemen deşifre etmek yerine, bazen görmezden gelmek ve gizlice uyarmak daha etkilidir.

Arkadaş Çevresi: Eğitimin temeli, çocuğu kötü arkadaşlardan korumaktır; çünkü ahlak sirayet eder.

Oyunun Önemi: Gazâli, oyunun çocuğun yorgunluğunu giderdiğini ve zekasını açtığını savunur. Tamamen oyundan men edilen çocuğun zekası körelir.

Modern psikolojinin yüzyıllar sonra ulaştığı pek çok tespiti Gazâli’nin "Kimya-yı Saadet" ve "İhyâ" eserlerinde nasıl işlediğini bu videoda çok net görebiliyoruz. Aileler ve eğitimciler için bir başucu rehberi niteliğindeki bu içeriği mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim.

📌 İzlemek için: www.youtube.com/watch?v=m5xVU5TQEaw

Sizin Gazâli’nin eğitim anlayışında en çok dikkatinizi çeken nokta hangisi? Yorumlarda buluşalım. 👇

#İmamGazali #ÇocukEğitimi #AileEğitimi #Pedagoji #TarihVeEğitim #MetinUygun

5 months ago |[YT] | 2