Gelecek, bugünden daha yüksek sesle konuşuyor. O sesi duyanlar hazırlık yapıyor; duymayanlar ise hâlâ eski sloganların yankısıyla yol almaya çalışıyor.
Uzun yıllardır toplumun önüne aynı siyaset dili, aynı yöntemler ve çoğu zaman aynı tartışmalar konuluyor. Seçim dönemleri geliyor, vaatler değişiyor gibi görünüyor; fakat kullanılan üslup, kutuplaştıran anlayış ve sorunlara yaklaşım çoğu zaman aynı kalıyor. Oysa hayat yerinde durmuyor.
Bugünün insanı, sadece cebindeki parayı değil; adaleti, liyakati, güveni ve geleceğini de düşünüyor. Gençler fırsat arıyor, emekliler huzur arıyor, çalışanlar emeğinin karşılığını, üretici alın terinin değerini, esnaf istikrarı, aileler ise çocuklarının umutla yaşayacağı bir ülkeyi özlüyor.
Bu beklentiler, ezberlenmiş siyasi cümlelerle karşılanamaz.
Toplum artık kendisine ne söylendiğinden çok, kimin samimi olduğuna bakıyor. Çünkü güven; afişlerle değil, davranışlarla kazanılır. İnsanlar, birbirini suçlayan siyasetçilerden çok, birbirini dinleyen ve çözüm üreten yöneticiler görmek istiyor.
Belki de en büyük yanılgı şudur: Geçmişte karşılık bulan yöntemlerin sonsuza kadar işe yarayacağı düşüncesi. Oysa zaman sadece takvimi değiştirmez; insanların beklentilerini, önceliklerini ve ölçülerini de değiştirir. Zamanı okuyamayan siyaset, milleti de okuyamaz.
Toplumun karşısına sadece bilindik siyaset anlayışıyla çıkanlar, artık eskisi kadar güçlü bir karşılık bulamayabilir. Çünkü millet, sadece vaat edenleri değil; umut verenleri arıyor. Sadece konuşanları değil; dinleyenleri görmek istiyor. Sadece seçim kazananları değil; güven kazananları özlüyor.
Yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Bu dönem, isimlerden çok anlayışların sınandığı bir dönem olacak. Eski alışkanlıklarını terk edemeyenler, değişimin dışında kalma riskiyle karşı karşıya kalacak. Çünkü değişim, bekleyenleri değil; hazırlananları ödüllendirir.
Bugün siyasetin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değildir. Yeni bir ahlak, yeni bir dil ve yeni bir anlayıştır. İnsanları ötekileştirmeyen, farklı fikirleri düşmanlaştırmayan, hesap verebilen, şeffaf ve çözüm odaklı bir siyaset anlayışı…
Milletin vicdanı, sandıktan önce kararını verir. Sandık ise sadece o kararın ilan edildiği yerdir.
Bu nedenle gelecek şunu fısıldıyor: Toplumun karşısına yalnızca bilindik siyasetle çıkanlar, bekledikleri karşılığı bulamayacaklardır. Çünkü artık insanlar, eski tartışmaların değil; yeni çözümlerin peşindedir.
Gerçek değişim, sadece iktidarın ya da muhalefetin değişmesi değildir. Gerçek değişim; siyasetin milleti dinlemeye başlaması, milletin de geleceğini korkularla değil umutla kurabilmesidir.
Ve unutulmamalıdır ki; bir toplumun kaderini değiştiren şey, geçmişe tutunmak değil, geleceğe hazırlanma cesaretidir.
Bugün yaşanan siyasi tabloya bakıldığında, toplumun önüne çıkan tartışmaların, sert söylemlerin ve kontrollü gerilimlerin aslında bir anda ortaya çıkmadığı açıkça görülmektedir. Çünkü siyasette hiçbir büyük kırılma, bir gecede oluşmaz. Her sert çıkışın, her ani değişimin ve her dikkat çekici hamlenin arkasında; önceden planlanmış, konuşulmuş ve şekillendirilmiş bir süreç vardır.
Bugün kamuoyunda yaşanan birçok gelişmenin temelinde de, yaklaşık bir yıl önce kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerin izleri olduğu hissedilmektedir. O gün kamuoyuna tam olarak açıklanmayan toplantılar, aslında bugünün siyasi atmosferinin sessiz mimarları olmuştur. Çünkü siyaset yalnızca kürsülerde yapılan konuşmalardan ibaret değildir. Asıl siyaset çoğu zaman kameraların görmediği masalarda şekillenir. Halk ise çoğu zaman sonucu görür; sürecin arka planını değil.
Bugün partilerin sergilediği tavırlar, birbirlerine yönelttikleri sert söylemler ve toplum önünde oluşturulan kutuplaşma görüntüsü, aslında belirlenmiş rollerin sahneye konulmuş hali gibi durmaktadır. Herkes kendi pozisyonunu oynuyor, kendi seçmenine mesaj veriyor ve kendi alanını tahkim etmeye çalışıyor. Bu nedenle yaşanan gelişmeleri sadece görünen yüzüyle değerlendirmek eksik olur.
Çünkü modern siyasette algı yönetimi, artık hakikatin önüne geçmiştir. İnsanlar çoğu zaman gerçeği değil, kendilerine sunulan senaryoyu izlemektedir. Bir taraf öfkeyi temsil ederken, diğer taraf sakinliği temsil eder. Bir taraf sertleşirken, diğer taraf uzlaştırıcı görünür. Ancak çoğu zaman bu karşıtlıkların tamamı aynı sistemin içinde dengelenmiş bir düzenin parçalarıdır.
Toplumun en büyük yanılgılarından biri de, siyasette görünen her çatışmayı gerçek bir kopuş sanmasıdır. Oysa bazen en sert tartışmalar bile aynı masanın farklı yüzlerinde oturan aktörlerin kontrollü oyunundan ibarettir. Çünkü siyaset, yalnızca mücadele değil; aynı zamanda yönetme sanatıdır. Yönetmek ise bazen korkuyu, bazen umudu, bazen de kaosu kontrollü biçimde kullanmayı gerektirir.
İşte tam da bu nedenle bugün yaşananları gereğinden fazla büyütmek, toplumsal psikolojiyi daha fazla yormaktan başka bir sonuç doğurmaz. Çünkü geçici siyasi fırtınalar, toplumun dikkatini çoğu zaman esas meselelerden uzaklaştırır. İnsanlar ekonomik sıkıntıları, adalet arayışını, geçim derdini ve sosyal kırılmaları konuşmak yerine; günlük siyasi gerilimlerin içine çekilir.
Oysa tarih bize şunu göstermiştir: En sert siyasi dönemler bile gelip geçmiştir. Kalıcı olan ise milletin sağduyusudur. Bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey; paniğe kapılmak değil, olayları daha geniş bir perspektiften okuyabilmektir. Çünkü aceleyle verilen tepkiler, çoğu zaman planlanan atmosferin büyümesine hizmet eder.
Sükûn, bazen en büyük direniştir. Gürültünün arttığı dönemlerde aklı koruyabilmek, kalabalığın sürüklediği öfkeye teslim olmamak büyük bir ferasettir. Çünkü fırtınalı dönemlerde en çok kaybedenler, duygularıyla hareket eden toplumlardır.
Bugün yapılması gereken; bağıranların sesine kapılıp yön kaybetmek değil, yaşananların arka planını görmeye çalışmaktır. Çünkü hakikat çoğu zaman görünenin arkasında saklıdır. Ve bazen en büyük oyun, insanlara her şeyin kontrolden çıktığını düşündürmektir.
O nedenle bugün yaşanan gelişmeleri, tarihin uzun akışı içinde değerlendirmek gerekir. Ne ilk kriz yaşanıyor ne de son olacaktır. Ancak her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kazananlar; sabrını koruyanlar, aklını kaybetmeyenler ve fırtına geçene kadar sükûnetini muhafaza edenler olacaktır.
HÜSEYİN SAKİN ELMAS
Hüseyin Sakin Elmas ile
DOST MECLİSİ PROGRAMI
Konuk:Sanatçı Ahmet Özdemir
Emin Güven
2 months ago | [YT] | 1
View 0 replies
HÜSEYİN SAKİN ELMAS
ATA PARTİ/ŞEHİTLERİMİZ İÇİN ÇINAR AĞACI DİKTİ
TİREBOLU/ GİRESUN
2 months ago | [YT] | 1
View 0 replies
HÜSEYİN SAKİN ELMAS
HARŞİT VADİSİ PLATFORMU
TİREBOLU TORUL YOLU YATIRIMA ALINMASI /MİTİNG
2 months ago | [YT] | 1
View 0 replies
HÜSEYİN SAKİN ELMAS
Bilindik Siyasetin Son Durağı
Gelecek, bugünden daha yüksek sesle konuşuyor. O sesi duyanlar hazırlık yapıyor; duymayanlar ise hâlâ eski sloganların yankısıyla yol almaya çalışıyor.
Uzun yıllardır toplumun önüne aynı siyaset dili, aynı yöntemler ve çoğu zaman aynı tartışmalar konuluyor. Seçim dönemleri geliyor, vaatler değişiyor gibi görünüyor; fakat kullanılan üslup, kutuplaştıran anlayış ve sorunlara yaklaşım çoğu zaman aynı kalıyor. Oysa hayat yerinde durmuyor.
Bugünün insanı, sadece cebindeki parayı değil; adaleti, liyakati, güveni ve geleceğini de düşünüyor. Gençler fırsat arıyor, emekliler huzur arıyor, çalışanlar emeğinin karşılığını, üretici alın terinin değerini, esnaf istikrarı, aileler ise çocuklarının umutla yaşayacağı bir ülkeyi özlüyor.
Bu beklentiler, ezberlenmiş siyasi cümlelerle karşılanamaz.
Toplum artık kendisine ne söylendiğinden çok, kimin samimi olduğuna bakıyor. Çünkü güven; afişlerle değil, davranışlarla kazanılır. İnsanlar, birbirini suçlayan siyasetçilerden çok, birbirini dinleyen ve çözüm üreten yöneticiler görmek istiyor.
Belki de en büyük yanılgı şudur: Geçmişte karşılık bulan yöntemlerin sonsuza kadar işe yarayacağı düşüncesi. Oysa zaman sadece takvimi değiştirmez; insanların beklentilerini, önceliklerini ve ölçülerini de değiştirir. Zamanı okuyamayan siyaset, milleti de okuyamaz.
Toplumun karşısına sadece bilindik siyaset anlayışıyla çıkanlar, artık eskisi kadar güçlü bir karşılık bulamayabilir. Çünkü millet, sadece vaat edenleri değil; umut verenleri arıyor. Sadece konuşanları değil; dinleyenleri görmek istiyor. Sadece seçim kazananları değil; güven kazananları özlüyor.
Yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Bu dönem, isimlerden çok anlayışların sınandığı bir dönem olacak. Eski alışkanlıklarını terk edemeyenler, değişimin dışında kalma riskiyle karşı karşıya kalacak. Çünkü değişim, bekleyenleri değil; hazırlananları ödüllendirir.
Bugün siyasetin en büyük ihtiyacı yeni sloganlar değildir. Yeni bir ahlak, yeni bir dil ve yeni bir anlayıştır. İnsanları ötekileştirmeyen, farklı fikirleri düşmanlaştırmayan, hesap verebilen, şeffaf ve çözüm odaklı bir siyaset anlayışı…
Milletin vicdanı, sandıktan önce kararını verir. Sandık ise sadece o kararın ilan edildiği yerdir.
Bu nedenle gelecek şunu fısıldıyor: Toplumun karşısına yalnızca bilindik siyasetle çıkanlar, bekledikleri karşılığı bulamayacaklardır. Çünkü artık insanlar, eski tartışmaların değil; yeni çözümlerin peşindedir.
Gerçek değişim, sadece iktidarın ya da muhalefetin değişmesi değildir. Gerçek değişim; siyasetin milleti dinlemeye başlaması, milletin de geleceğini korkularla değil umutla kurabilmesidir.
Ve unutulmamalıdır ki; bir toplumun kaderini değiştiren şey, geçmişe tutunmak değil, geleceğe hazırlanma cesaretidir.
Saygı ve Selamlarımla
Hüseyin Sakin Elmas
2 months ago | [YT] | 2
View 0 replies
HÜSEYİN SAKİN ELMAS
GÖRÜNEN SİYASETİN ARKA PLANI
Bugün yaşanan siyasi tabloya bakıldığında, toplumun önüne çıkan tartışmaların, sert söylemlerin ve kontrollü gerilimlerin aslında bir anda ortaya çıkmadığı açıkça görülmektedir. Çünkü siyasette hiçbir büyük kırılma, bir gecede oluşmaz. Her sert çıkışın, her ani değişimin ve her dikkat çekici hamlenin arkasında; önceden planlanmış, konuşulmuş ve şekillendirilmiş bir süreç vardır.
Bugün kamuoyunda yaşanan birçok gelişmenin temelinde de, yaklaşık bir yıl önce kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerin izleri olduğu hissedilmektedir. O gün kamuoyuna tam olarak açıklanmayan toplantılar, aslında bugünün siyasi atmosferinin sessiz mimarları olmuştur. Çünkü siyaset yalnızca kürsülerde yapılan konuşmalardan ibaret değildir. Asıl siyaset çoğu zaman kameraların görmediği masalarda şekillenir. Halk ise çoğu zaman sonucu görür; sürecin arka planını değil.
Bugün partilerin sergilediği tavırlar, birbirlerine yönelttikleri sert söylemler ve toplum önünde oluşturulan kutuplaşma görüntüsü, aslında belirlenmiş rollerin sahneye konulmuş hali gibi durmaktadır. Herkes kendi pozisyonunu oynuyor, kendi seçmenine mesaj veriyor ve kendi alanını tahkim etmeye çalışıyor. Bu nedenle yaşanan gelişmeleri sadece görünen yüzüyle değerlendirmek eksik olur.
Çünkü modern siyasette algı yönetimi, artık hakikatin önüne geçmiştir. İnsanlar çoğu zaman gerçeği değil, kendilerine sunulan senaryoyu izlemektedir. Bir taraf öfkeyi temsil ederken, diğer taraf sakinliği temsil eder. Bir taraf sertleşirken, diğer taraf uzlaştırıcı görünür. Ancak çoğu zaman bu karşıtlıkların tamamı aynı sistemin içinde dengelenmiş bir düzenin parçalarıdır.
Toplumun en büyük yanılgılarından biri de, siyasette görünen her çatışmayı gerçek bir kopuş sanmasıdır. Oysa bazen en sert tartışmalar bile aynı masanın farklı yüzlerinde oturan aktörlerin kontrollü oyunundan ibarettir. Çünkü siyaset, yalnızca mücadele değil; aynı zamanda yönetme sanatıdır. Yönetmek ise bazen korkuyu, bazen umudu, bazen de kaosu kontrollü biçimde kullanmayı gerektirir.
İşte tam da bu nedenle bugün yaşananları gereğinden fazla büyütmek, toplumsal psikolojiyi daha fazla yormaktan başka bir sonuç doğurmaz. Çünkü geçici siyasi fırtınalar, toplumun dikkatini çoğu zaman esas meselelerden uzaklaştırır. İnsanlar ekonomik sıkıntıları, adalet arayışını, geçim derdini ve sosyal kırılmaları konuşmak yerine; günlük siyasi gerilimlerin içine çekilir.
Oysa tarih bize şunu göstermiştir: En sert siyasi dönemler bile gelip geçmiştir. Kalıcı olan ise milletin sağduyusudur. Bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey; paniğe kapılmak değil, olayları daha geniş bir perspektiften okuyabilmektir. Çünkü aceleyle verilen tepkiler, çoğu zaman planlanan atmosferin büyümesine hizmet eder.
Sükûn, bazen en büyük direniştir. Gürültünün arttığı dönemlerde aklı koruyabilmek, kalabalığın sürüklediği öfkeye teslim olmamak büyük bir ferasettir. Çünkü fırtınalı dönemlerde en çok kaybedenler, duygularıyla hareket eden toplumlardır.
Bugün yapılması gereken; bağıranların sesine kapılıp yön kaybetmek değil, yaşananların arka planını görmeye çalışmaktır. Çünkü hakikat çoğu zaman görünenin arkasında saklıdır. Ve bazen en büyük oyun, insanlara her şeyin kontrolden çıktığını düşündürmektir.
O nedenle bugün yaşanan gelişmeleri, tarihin uzun akışı içinde değerlendirmek gerekir. Ne ilk kriz yaşanıyor ne de son olacaktır. Ancak her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kazananlar; sabrını koruyanlar, aklını kaybetmeyenler ve fırtına geçene kadar sükûnetini muhafaza edenler olacaktır.
Yazan: Hüseyin Sakin Elmas
4 months ago | [YT] | 2
View 0 replies