Merhaba ben Ufuk!🙋🏻‍♂️
Kanalımda doğa yürüyüşü, çizim ve kitaplarla ilgili videolar paylaşıyorum. Doğa, kitaplar ve illâ ki sanatsal şeylerle ilgileniyorsanız, burada bir şeyler bulabilirsiniz.🤓 Yine de hayat bir bütündür. Bir şeyden her şeye ve her şeyden bir şeye yol vardır.
Ufuk Şen | Markâlem.


Ufuk Şen

Muradiye…
“Geçen yıl, eylülde bir sabah, Bursa'dan geçtim. Eflatunla mor arası, Uludağ'dan; taze bir güneş, gökkuşağı yansımalarıyla, ovayı kaplamıştı; şehre girmemizle çıkmamız bir oldu ama, nedense otuz yıl önceki İzmir'e, uğradığım; oysa kırk yıl önceki Bursa'yı çok başka hatırlıyorum.

Konya oldum olası Selçuklu'dur, Manisa ile Bursa Osmanlı; Cumhuriyet Döneminin inkar fırtınası eserken, Osmanlı kültür sentezinin nostaljisini duyanlar; en çok elbette müslüman İstanbul'a, epeyce de Manisa ile Bursa'ya sığınırlardı. 1948 kışında, ilk defa Bursa'ya yola çıkarken, hep aklımdadır, geçmişe doğru bir yolculuğa hazırlanmıştım; tarih ve coğrafya kitaplarımın bütün referansları, ya Osman Gazi ile Orhan Gazi'ye, ya da 'yeşil' Bursa'nın ünlü Yeşil Camii'neydi.

Oysa sırılsıklam aşıktım; sevgilim Bursa Kız Lisesi'nin son sınıfında öğrenci; ben, çiçeği burnunda şair, aynı zamanda hukuk fakültesinde okuyorum, elime uygun fırsat ve biraz da para geçince, Allahını seven tutmasın, ver elini Bursa! 'Abbas Yolcu'da bunu nasıl anlatıyorum, hatırlayanınız çıkar mı?

Aylardan şubat, günlerden cuma, Yalova yolcusuyum. Köprünün üstünde her zamanki tramvaylar, küstah otomobiller. Soğuk ve tipi, yahşi. Bileti aldık, daldık vapura. ..... Yalova bizde Cumhuriyet'in fazlaca girdiği kasabalardan biridir. Termal Oteli, Atatürk'ün köşkü, heykelli, meykelli, Cumhuriyet Alanı. Her gelişimde Marmara'nın öteki ucundaki Yalova'nın İstanbul'a bağlanmasındaki sırrı düşünmüşümdür; adama öyle gelir ki, Yalova'sız Bursa ili, kolu veya eli, her neresiyse işte orası sakatlanmış gibidir. O Bursa ili ki suları, kaplıcaları, Uludağ'ı, şusu busu ile iç hatta dış turizm yapmak heveslisidir. Bursa'nın görülevekyerleri Yalova'dan başlıyor, halbuki İstanbul Adalar'da bitmiştir.

Şimdi şaştığım ne, İkinci Dünya Savaşı ertesinde nasıl yaşadığımız şehirlere tıkılmış kalmış bir halkmışız ki, İstanbul Bursa yolculuğu bile basbayağı bir serüven özelliği kazanabiliyor. Elimde valizim, incecik tozuyan hınzır bir kar altında, şehrin ortasında k almıştım; akşamın eli kulağında, minarelerden minarelere atlayan acele akşam ezanları; hayli solgun sokak lambalarının yanıvermesiyle insanın içine çöken gurbet garipliği.

O tarihlerde Bursa besbelli taşraymış!

Çelik Palas'ta Film Yaşantısı

Şüphe ediyorsanız, sıcağı sıcağına tuttuğum notlara bir göz atmalısınız: "Bursa'da handan bozma, berbat otellerde de kaldım; fakat bu sefer Çelik Palas'tayım. Bursa, yumuşak, adamı sarhoş edecek, başını döndürecek kadar hızlı bir karın altındadır. Şehri süzüyor ve 'bu şehirde de yaşanır' diye kuruyorum. Lisede, aristokrat tavırlı, biilgili, edebiyat yapmaşı seven bir coğrafya hocamız vardı; aklıma sözleri geliyor: "Düşünün bir kere çocuklar, koskoca Uludağ kütlesinin eteklerinde yemyeşil bir şehir". Bu kışta kıyamette yeşillik ne gezer. Oysa Uludağ bütün varı yoğu, karı ve donuyla tepemize tünemiş; yücesi sislere gömülü, etekleri boz mor, boz beyaz, alaca bulaca. Asıl şehir sıkıcı; Yeşil/Çekirge çizgisinden dağa doğru, bilhassa evler kesifleştikçe, berbat; iniş yokuş, kaldırımsız sokaklar, sokak ortalarında pislikler. Cumhuriyet Meydanı, birkaç sinema, bir iki otel ve lokanta ve Çekirge'ye uzanan asfalt. Bir de Merinos Fabrikası..."

O zamanlar Bursa'da dudak büktüğüm, şehrin, İstanbul ya da İzmir derecesinde 'batılılaşmamış' olması! Böyle bir devir geçirdik; Anadolu'nun Selçuk ya da Osmanlı şehirleri, çağdaşlığa ya durgunluklarından ya da parasızlıktan yeterince uyamıyor; eski saltanatlarını da, şartlar değiştiği için koruyamıyorlardı. Aslında Osmanlı/Selçuklu kültür bileşiminin bize bıraktığı nice eser, bu geçiş dönemlerinin kararsızlığı arasında ihmale uğramış, kaybolmuştur. Demek ki devrim sonrası kuşakların yetiştirilmesinde tarih bilincini bir kenara bırakmamak lazım. Çağdaş bir kuşak yetiştireceğiz derken bir de bakıyorsunuz, yaşadığı şehrin güzelliklerini tahrip eden "ecnebiler" yetiştirmişsiniz! Cebindeki para sayılı, o genç şairin handan bozma otelleri küçümseyip kapağı Çelik Palas'a atması nedendir dersiniz? Herif orada kendisini bir film yaşantısında sanıyor!

"Çelik Palas gibi yerlerde otel tayfası bile adamın ne adam olduğunu, kirpiğinden anlar, kirpiğinden; garsonların ve ayak hizmetlerini görenlerin nazarında dünyanın kaç köşe olduğunu bilen ve ömrünü heder etmek niyetinde olmayan bir delikanlıyım. Hele bir dostum otele gelip de beni "Şair filanca..." diye arayınca iş büsbütün değişti. Bu vesileyle otelin müdürü ile birkaç kelam ettik. Su mevsimi değilmiş tabi (O 'sezon' diyordu). Sezon açılınca nefesalacak yer kalmazmış; bu bina yetmediğinden yanı başında ikinci bir inşaata girişilmiş, hiç kar etmezmiş müessese! Laf mı bu?...

Attila İlhan

1 year ago (edited) | [YT] | 4