Haim Weizmann: İsrail’in Kurucu Liderlerinden Biri
Haim Weizmann, İsrail'in ilk cumhurbaşkanı ve modern Siyonizmin en önemli figürlerinden biridir. Aynı zamanda başarılı bir bilim insanı olan Weizmann, siyaseti ve bilimi ustaca birleştirerek hem İsrail devletinin temellerini atmada hem de dünya siyasetinde etkili bir rol oynamıştır.
Bilimden Siyasete Uzanan Bir Yolculuk
1874 yılında Rusya’nın (şimdiki Belarus) Motol kasabasında doğan Weizmann, eğitimine Almanya ve İsviçre’de devam etti. Kimya alanında uzmanlaştı ve bakteriyel fermantasyon konusunda önemli keşifler yaptı. Onun geliştirdiği sentetik asetonu Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler için çok değerli hale geldi. Hatta bu buluş, İngiltere ile Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması konusunda yaptığı görüşmelere dolaylı olarak katkı sağladı.
Balfour Deklarasyonu ve Weizmann’ın Rolü
Weizmann, Siyonist hareketin en etkili liderlerinden biri olarak, Yahudiler için Filistin’de bir yurt edinme fikrini güçlü bir şekilde savundu. 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour ile yaptığı temaslar sonucunda, tarihe "Balfour Deklarasyonu" olarak geçen ve İngiltere’nin Yahudiler için Filistin’de bir vatan kurulmasını desteklediğini belirten belge yayınlandı. Bu, İsrail devletinin kurulmasında önemli bir dönüm noktasıydı.
İsrail’in İlk Cumhurbaşkanı
1948’de İsrail Devleti kurulduğunda Weizmann, ülkenin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Ancak, onun rolü daha çok sembolikti. Asıl güç, İsrail’in ilk başbakanı David Ben-Gurion’un elindeydi. Yine de Weizmann, İsrail’in uluslararası alanda tanınması için diplomatik görüşmeler yaparak önemli katkılarda bulundu.
Bilim ve Devletin Buluşması
Weizmann, sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda bilim insanıydı. İsrail’in en prestijli araştırma enstitülerinden biri olan Weizmann Enstitüsü onun adını taşır. Bilimin ve teknolojinin İsrail’in geleceği için kritik olduğuna inanıyordu ve bu alandaki yatırımları teşvik etti.
Son Yılları ve Mirası
1952’de hayatını kaybeden Haim Weizmann, hem bilim hem de siyaset alanında derin izler bıraktı. İsrail’in ilk cumhurbaşkanı olmasının yanı sıra, modern Siyonizmin en büyük mimarlarından biri olarak anılmaya devam ediyor.
Bugün İsrail’in bilim ve teknoloji alanındaki gücünde Weizmann’ın mirası büyük bir rol oynamaktadır. Hem bir lider hem de bir bilim insanı olarak, farklı alanları birleştiren bir figür olarak tarihteki yerini almıştır.
Bu videoyu hazırlarken, Weizmann’ın hayatındaki ilginç noktaları, özellikle bilimin siyasete etkisini vurgulayarak anlatabilirsin. Videoya bir hikâye akışı vermek için, onun gençliğinden başlayıp İsrail’in ilk yıllarına kadar olan süreçleri etkileyici görseller ve anlatımla sunabilirsin.
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye'nin önde gelen iş dünyası temsilcilerinin oluşturduğu bir sivil toplum kuruluşu olarak, zaman zaman hükümetlerle farklı görüşlere sahip olmuş ve bu çerçevede çeşitli eleştirilerde bulunmuştur. Örneğin, 2014 yılında dönemin TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, erkler arasında önemli çatışma ve çekişmeler olduğunu belirterek, bu durumu kaygıyla izlediklerini ifade etmiştir.
TÜSİAD, ekonomik ve siyasi konularda hükümet politikalarına yönelik eleştirilerde bulunarak, demokratikleşme, hukuk devleti ve ifade özgürlüğü gibi alanlarda reform çağrıları yapmıştır. Bu eleştiriler, zaman zaman hükümet kanadından sert tepkiler almış ve TÜSİAD ile siyasi iktidar arasında gerilimlere neden olmuştur.
Sonuç olarak, TÜSİAD'ın hükümetlerle olan ilişkileri, dönemsel olarak farklılık göstermekle birlikte, dernek her zaman Türkiye'nin ekonomik ve demokratik gelişimi için aktif bir rol oynamayı sürdürmüştür.
Amerikan İç Savaşı (1861-1865): Bir Ulusun Kaderini Belirleyen Savaş
Amerikan İç Savaşı, 1861-1865 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan ve ülkenin geleceğini kökten değiştiren en kanlı savaşlardan biriydi. Bu savaş, sadece Kuzey ile Güney arasındaki bir çatışma değil, aynı zamanda kölelik, ekonomik farklılıklar ve eyaletlerin hakları gibi büyük meselelerin çarpışmasıydı.
Savaşın Nedenleri
İç savaşın en büyük sebebi kölelikti. 19. yüzyılın ortalarında, Kuzey eyaletleri sanayiye yönelirken Güney, tarıma dayalı bir ekonomi sürdürüyordu. Güney, özellikle pamuk üretimi için köle emeğine bağımlıydı. Ancak Kuzey, köleliğin kaldırılmasını istiyordu. 1860 yılında kölelik karşıtı Abraham Lincoln ABD Başkanı seçilince, Güney eyaletleri bu durumu tehdit olarak gördü ve ayrılma kararı aldı.
11 Güney eyaleti, Amerika Konfedere Devletleri (Konfederasyon) adı altında birleşti ve ABD’den (Birlik) ayrıldıklarını ilan etti. Ancak Kuzey, ülkenin bölünmesine izin vermek istemedi ve savaş kaçınılmaz hale geldi.
Savaşın Seyri
Savaş, 12 Nisan 1861’de Güney Carolina’daki Fort Sumter kalesine yapılan saldırıyla başladı. İlk yıllarda Konfederasyon ordusu, deneyimli komutanları sayesinde birçok zafer kazandı. Robert E. Lee ve Stonewall Jackson, Güney’in en önemli generalleri arasındaydı.
Ancak Kuzey, sanayi üretimi ve insan gücü bakımından çok daha güçlüydü. 1863 yılında, savaşın dönüm noktası olan Gettysburg Muharebesi yaşandı. Bu savaşta Kuzey büyük bir zafer kazandı ve Güney’in ilerleyişi durduruldu. Aynı yıl, Lincoln’un yayımladığı Köleliği Kaldırma Bildirgesi (Emancipation Proclamation) ile savaşın ahlaki yönü daha da önem kazandı. Artık Kuzey sadece birliği korumak için değil, köleliği tamamen sona erdirmek için de savaşıyordu.
1864 yılında General Ulysses S. Grant ve General William T. Sherman, Güney’e karşı sert bir taarruza geçti. "Sherman’ın Atlanta Seferi" olarak bilinen harekât, Güney’in moralini tamamen bozdu. 9 Nisan 1865’te Robert E. Lee, Appomattox Mahkemesi’nde Kuzey’e teslim oldu ve savaş resmen sona erdi.
Sonuçları ve Etkileri
Kölelik tamamen kaldırıldı. 1865’te 13. Anayasa Değişikliği ile kölelik ABD’de yasaklandı.
ABD birliğini korudu. Eğer savaş Güney’in zaferiyle sonuçlansaydı, Amerika bugünkü gibi güçlü bir birlik olamayabilirdi.
Modern Amerika’nın temelleri atıldı. Sanayileşme hız kazandı ve ABD, süper güç olma yolunda ilerlemeye başladı.
Savaşın maliyeti çok yüksekti. 600.000’den fazla insan hayatını kaybetti ve ülke büyük bir yıkım yaşadı.
Amerikan İç Savaşı, sadece ABD’yi değil, dünya tarihini de etkileyen bir çatışmaydı. Bugün bile, özellikle Güney eyaletlerinde savaşın izleri ve anıları yaşamaya devam ediyor. Bu savaş, özgürlüğün, birlikteliğin ve insan haklarının ne kadar önemli olduğunu gösteren tarihi bir ders olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Eğer bu savaş yaşanmasaydı, Amerika’nın bugünkü şekli nasıl olurdu? Düşüncelerinizi yorumlara yazın!
Grand Central Terminal: New York’un Zamansız İkonu
New York’un en ünlü yapılarından biri olan Grand Central Terminal, sadece bir ulaşım merkezi olmanın ötesinde, tarihi ve mimarisiyle dikkat çeken bir şaheserdir. 1913 yılında açılan terminal, yıllar içinde milyonlarca yolcuya hizmet vermiş ve şehir kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Terminalin en dikkat çekici özelliklerinden biri, tavanındaki gökyüzü freskidir. Burada, 12 burcun yer aldığı büyüleyici bir astronomik tasarım bulunur. Ancak ilginç bir detay var: Tasarım, yanlışlıkla ters çizilmiş ve bu hata düzeltilmeden bırakılmıştır.
Bunun yanı sıra, Grand Central Terminal’in altında gizli bir platform (Track 61) yer alır. Bu platform, özellikle ABD başkanlarının gizli geçişleri için kullanılmıştır. Franklin D. Roosevelt'in de buradan geçtiği söylenir.
Bugün, Grand Central Terminal turistik bir cazibe merkezi olmanın yanı sıra, günlük hayatın bir parçası olmaya devam ediyor. Şehrin tarihini ve mimarisini keşfetmek isteyenler için mutlaka görülmesi gereken bir noktadır.
Sarı Köşk (Üsküdar) İstanbul'un Üsküdar ilçesinde, Beylerbeyi Sarayı kompleksindeki tarihî bir Sarı Köşk, İstanbul'un Üsküdar ilçesindeki Beylerbeyi Sarayı kompleksinde yer alan bir köşktür. Günümüzde, Türkiye cumhurbaşkanı tarafından çalışma ofisi olarak kullanılır.
Adını, günümüzdeki sarayın bulunduğu alanda daha önceleri yer alan ahşap saray kompleksindeki aynı adlı köşkten alır. Bu köşkün kısmen ya da tamamen yıkılmasının ardından, günümüzdeki sarayla birlikte 1863-1864 yılları arasında inşa edildi. Cumhuriyetin ilanının ardından çıkan kanunla, 1924'te millîleştirildi ve yönetimi Türkiye Büyük Millet Meclisine bırakıldı. Ertesi yıl, sarayın bir parçası olarak Millî Saraylar Müdürlüğüne bağlandı. 1964 yılında sarayla birlikte ziyarete açılsa da 1971 yılında kapatıldı. 1981'de sarayın ana binası ziyarete açılırken Sarı Köşk ziyarete açık değildi. 1985'te saray bir müze hâline getirilirken restorasyonu ertesi yıl tamamlanan Sarı Köşk'ün de birinci katı müze, ikinci katı ise kültür merkezi, satış bölümü ve bahçeye eklenen kafenin mutfağı olarak düzenlenmişti. 2013'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çalışma ofisi olarak kullanılmaya başlanan köşk, cumhurbaşkanı olmasının ardından da Erdoğan tarafından kullanılmaya devam etmektedir.
Saray kompleksinin kuzeydoğu köşesinde konumlanan köşk, sarayın ardından kompleksteki en büyük yapıdır. Kabaca doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı kısmın, ortasından dik bir şekilde keserken güney ve kuzeyden çıkma yapan dikdörtgen planlı kısımdan ötürü haç şeklinde bir plana sahiptir. Bodrum katın üzerindeki iki kattan oluşan ve kesme taşla inşa edilen kâgir bir yapıdır. Neoklasik ve Neobarok üsluplarını barındıran eklektik bir yaklaşım görülen cephelerde simetrik dizilimler olsa da, cephelerde mimari görünüş farklılıkları vardır. Her iki kat da, ortadaki giriş mekânı ve bu mekânın kuzeyindeki salon ile doğu ve batıdaki birer odadan oluşan aynı yerleşim planına sahiptir. Arazinin eğiminden dolayı yalnızca batı ve orta kısımların altında bulunan bodrum da benzer yerleşim planını taşır. Bodrum dışındaki mekânların tavanlarındaki çıtalarla oluşturulan geometrik çerçevelerin içinde, Moresk ve Barok üsluplarındaki kalemişi ve tasvirler bulunur.
Öğren ve Keşfet
Haim Weizmann: İsrail’in Kurucu Liderlerinden Biri
Haim Weizmann, İsrail'in ilk cumhurbaşkanı ve modern Siyonizmin en önemli figürlerinden biridir. Aynı zamanda başarılı bir bilim insanı olan Weizmann, siyaseti ve bilimi ustaca birleştirerek hem İsrail devletinin temellerini atmada hem de dünya siyasetinde etkili bir rol oynamıştır.
Bilimden Siyasete Uzanan Bir Yolculuk
1874 yılında Rusya’nın (şimdiki Belarus) Motol kasabasında doğan Weizmann, eğitimine Almanya ve İsviçre’de devam etti. Kimya alanında uzmanlaştı ve bakteriyel fermantasyon konusunda önemli keşifler yaptı. Onun geliştirdiği sentetik asetonu Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler için çok değerli hale geldi. Hatta bu buluş, İngiltere ile Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması konusunda yaptığı görüşmelere dolaylı olarak katkı sağladı.
Balfour Deklarasyonu ve Weizmann’ın Rolü
Weizmann, Siyonist hareketin en etkili liderlerinden biri olarak, Yahudiler için Filistin’de bir yurt edinme fikrini güçlü bir şekilde savundu. 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour ile yaptığı temaslar sonucunda, tarihe "Balfour Deklarasyonu" olarak geçen ve İngiltere’nin Yahudiler için Filistin’de bir vatan kurulmasını desteklediğini belirten belge yayınlandı. Bu, İsrail devletinin kurulmasında önemli bir dönüm noktasıydı.
İsrail’in İlk Cumhurbaşkanı
1948’de İsrail Devleti kurulduğunda Weizmann, ülkenin ilk cumhurbaşkanı seçildi. Ancak, onun rolü daha çok sembolikti. Asıl güç, İsrail’in ilk başbakanı David Ben-Gurion’un elindeydi. Yine de Weizmann, İsrail’in uluslararası alanda tanınması için diplomatik görüşmeler yaparak önemli katkılarda bulundu.
Bilim ve Devletin Buluşması
Weizmann, sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda bilim insanıydı. İsrail’in en prestijli araştırma enstitülerinden biri olan Weizmann Enstitüsü onun adını taşır. Bilimin ve teknolojinin İsrail’in geleceği için kritik olduğuna inanıyordu ve bu alandaki yatırımları teşvik etti.
Son Yılları ve Mirası
1952’de hayatını kaybeden Haim Weizmann, hem bilim hem de siyaset alanında derin izler bıraktı. İsrail’in ilk cumhurbaşkanı olmasının yanı sıra, modern Siyonizmin en büyük mimarlarından biri olarak anılmaya devam ediyor.
Bugün İsrail’in bilim ve teknoloji alanındaki gücünde Weizmann’ın mirası büyük bir rol oynamaktadır. Hem bir lider hem de bir bilim insanı olarak, farklı alanları birleştiren bir figür olarak tarihteki yerini almıştır.
Bu videoyu hazırlarken, Weizmann’ın hayatındaki ilginç noktaları, özellikle bilimin siyasete etkisini vurgulayarak anlatabilirsin. Videoya bir hikâye akışı vermek için, onun gençliğinden başlayıp İsrail’in ilk yıllarına kadar olan süreçleri etkileyici görseller ve anlatımla sunabilirsin.
10 months ago | [YT] | 0
View 0 replies
Öğren ve Keşfet
Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye'nin önde gelen iş dünyası temsilcilerinin oluşturduğu bir sivil toplum kuruluşu olarak, zaman zaman hükümetlerle farklı görüşlere sahip olmuş ve bu çerçevede çeşitli eleştirilerde bulunmuştur. Örneğin, 2014 yılında dönemin TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, erkler arasında önemli çatışma ve çekişmeler olduğunu belirterek, bu durumu kaygıyla izlediklerini ifade etmiştir.
TÜSİAD, ekonomik ve siyasi konularda hükümet politikalarına yönelik eleştirilerde bulunarak, demokratikleşme, hukuk devleti ve ifade özgürlüğü gibi alanlarda reform çağrıları yapmıştır. Bu eleştiriler, zaman zaman hükümet kanadından sert tepkiler almış ve TÜSİAD ile siyasi iktidar arasında gerilimlere neden olmuştur.
Sonuç olarak, TÜSİAD'ın hükümetlerle olan ilişkileri, dönemsel olarak farklılık göstermekle birlikte, dernek her zaman Türkiye'nin ekonomik ve demokratik gelişimi için aktif bir rol oynamayı sürdürmüştür.
10 months ago | [YT] | 0
View 0 replies
Öğren ve Keşfet
Amerikan İç Savaşı (1861-1865): Bir Ulusun Kaderini Belirleyen Savaş
Amerikan İç Savaşı, 1861-1865 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan ve ülkenin geleceğini kökten değiştiren en kanlı savaşlardan biriydi. Bu savaş, sadece Kuzey ile Güney arasındaki bir çatışma değil, aynı zamanda kölelik, ekonomik farklılıklar ve eyaletlerin hakları gibi büyük meselelerin çarpışmasıydı.
Savaşın Nedenleri
İç savaşın en büyük sebebi kölelikti. 19. yüzyılın ortalarında, Kuzey eyaletleri sanayiye yönelirken Güney, tarıma dayalı bir ekonomi sürdürüyordu. Güney, özellikle pamuk üretimi için köle emeğine bağımlıydı. Ancak Kuzey, köleliğin kaldırılmasını istiyordu. 1860 yılında kölelik karşıtı Abraham Lincoln ABD Başkanı seçilince, Güney eyaletleri bu durumu tehdit olarak gördü ve ayrılma kararı aldı.
11 Güney eyaleti, Amerika Konfedere Devletleri (Konfederasyon) adı altında birleşti ve ABD’den (Birlik) ayrıldıklarını ilan etti. Ancak Kuzey, ülkenin bölünmesine izin vermek istemedi ve savaş kaçınılmaz hale geldi.
Savaşın Seyri
Savaş, 12 Nisan 1861’de Güney Carolina’daki Fort Sumter kalesine yapılan saldırıyla başladı. İlk yıllarda Konfederasyon ordusu, deneyimli komutanları sayesinde birçok zafer kazandı. Robert E. Lee ve Stonewall Jackson, Güney’in en önemli generalleri arasındaydı.
Ancak Kuzey, sanayi üretimi ve insan gücü bakımından çok daha güçlüydü. 1863 yılında, savaşın dönüm noktası olan Gettysburg Muharebesi yaşandı. Bu savaşta Kuzey büyük bir zafer kazandı ve Güney’in ilerleyişi durduruldu. Aynı yıl, Lincoln’un yayımladığı Köleliği Kaldırma Bildirgesi (Emancipation Proclamation) ile savaşın ahlaki yönü daha da önem kazandı. Artık Kuzey sadece birliği korumak için değil, köleliği tamamen sona erdirmek için de savaşıyordu.
1864 yılında General Ulysses S. Grant ve General William T. Sherman, Güney’e karşı sert bir taarruza geçti. "Sherman’ın Atlanta Seferi" olarak bilinen harekât, Güney’in moralini tamamen bozdu. 9 Nisan 1865’te Robert E. Lee, Appomattox Mahkemesi’nde Kuzey’e teslim oldu ve savaş resmen sona erdi.
Sonuçları ve Etkileri
Kölelik tamamen kaldırıldı. 1865’te 13. Anayasa Değişikliği ile kölelik ABD’de yasaklandı.
ABD birliğini korudu. Eğer savaş Güney’in zaferiyle sonuçlansaydı, Amerika bugünkü gibi güçlü bir birlik olamayabilirdi.
Modern Amerika’nın temelleri atıldı. Sanayileşme hız kazandı ve ABD, süper güç olma yolunda ilerlemeye başladı.
Savaşın maliyeti çok yüksekti. 600.000’den fazla insan hayatını kaybetti ve ülke büyük bir yıkım yaşadı.
Amerikan İç Savaşı, sadece ABD’yi değil, dünya tarihini de etkileyen bir çatışmaydı. Bugün bile, özellikle Güney eyaletlerinde savaşın izleri ve anıları yaşamaya devam ediyor. Bu savaş, özgürlüğün, birlikteliğin ve insan haklarının ne kadar önemli olduğunu gösteren tarihi bir ders olarak hafızalardaki yerini koruyor.
Eğer bu savaş yaşanmasaydı, Amerika’nın bugünkü şekli nasıl olurdu? Düşüncelerinizi yorumlara yazın!
10 months ago | [YT] | 0
View 0 replies
Öğren ve Keşfet
Grand Central Terminal: New York’un Zamansız İkonu
New York’un en ünlü yapılarından biri olan Grand Central Terminal, sadece bir ulaşım merkezi olmanın ötesinde, tarihi ve mimarisiyle dikkat çeken bir şaheserdir. 1913 yılında açılan terminal, yıllar içinde milyonlarca yolcuya hizmet vermiş ve şehir kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Terminalin en dikkat çekici özelliklerinden biri, tavanındaki gökyüzü freskidir. Burada, 12 burcun yer aldığı büyüleyici bir astronomik tasarım bulunur. Ancak ilginç bir detay var: Tasarım, yanlışlıkla ters çizilmiş ve bu hata düzeltilmeden bırakılmıştır.
Bunun yanı sıra, Grand Central Terminal’in altında gizli bir platform (Track 61) yer alır. Bu platform, özellikle ABD başkanlarının gizli geçişleri için kullanılmıştır. Franklin D. Roosevelt'in de buradan geçtiği söylenir.
Bugün, Grand Central Terminal turistik bir cazibe merkezi olmanın yanı sıra, günlük hayatın bir parçası olmaya devam ediyor. Şehrin tarihini ve mimarisini keşfetmek isteyenler için mutlaka görülmesi gereken bir noktadır.
10 months ago | [YT] | 1
View 0 replies
Öğren ve Keşfet
Sarı Köşk (Üsküdar)
İstanbul'un Üsküdar ilçesinde, Beylerbeyi Sarayı kompleksindeki tarihî bir
Sarı Köşk, İstanbul'un Üsküdar ilçesindeki Beylerbeyi Sarayı kompleksinde yer alan bir köşktür. Günümüzde, Türkiye cumhurbaşkanı tarafından çalışma ofisi olarak kullanılır.
Adını, günümüzdeki sarayın bulunduğu alanda daha önceleri yer alan ahşap saray kompleksindeki aynı adlı köşkten alır. Bu köşkün kısmen ya da tamamen yıkılmasının ardından, günümüzdeki sarayla birlikte 1863-1864 yılları arasında inşa edildi. Cumhuriyetin ilanının ardından çıkan kanunla, 1924'te millîleştirildi ve yönetimi Türkiye Büyük Millet Meclisine bırakıldı. Ertesi yıl, sarayın bir parçası olarak Millî Saraylar Müdürlüğüne bağlandı. 1964 yılında sarayla birlikte ziyarete açılsa da 1971 yılında kapatıldı. 1981'de sarayın ana binası ziyarete açılırken Sarı Köşk ziyarete açık değildi. 1985'te saray bir müze hâline getirilirken restorasyonu ertesi yıl tamamlanan Sarı Köşk'ün de birinci katı müze, ikinci katı ise kültür merkezi, satış bölümü ve bahçeye eklenen kafenin mutfağı olarak düzenlenmişti. 2013'te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çalışma ofisi olarak kullanılmaya başlanan köşk, cumhurbaşkanı olmasının ardından da Erdoğan tarafından kullanılmaya devam etmektedir.
Saray kompleksinin kuzeydoğu köşesinde konumlanan köşk, sarayın ardından kompleksteki en büyük yapıdır. Kabaca doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı kısmın, ortasından dik bir şekilde keserken güney ve kuzeyden çıkma yapan dikdörtgen planlı kısımdan ötürü haç şeklinde bir plana sahiptir. Bodrum katın üzerindeki iki kattan oluşan ve kesme taşla inşa edilen kâgir bir yapıdır. Neoklasik ve Neobarok üsluplarını barındıran eklektik bir yaklaşım görülen cephelerde simetrik dizilimler olsa da, cephelerde mimari görünüş farklılıkları vardır. Her iki kat da, ortadaki giriş mekânı ve bu mekânın kuzeyindeki salon ile doğu ve batıdaki birer odadan oluşan aynı yerleşim planına sahiptir. Arazinin eğiminden dolayı yalnızca batı ve orta kısımların altında bulunan bodrum da benzer yerleşim planını taşır. Bodrum dışındaki mekânların tavanlarındaki çıtalarla oluşturulan geometrik çerçevelerin içinde, Moresk ve Barok üsluplarındaki kalemişi ve tasvirler bulunur.
10 months ago | [YT] | 0
View 0 replies